Sabah kalktığında çok kötü hissetmişti kendini. Eşinin destek sözleri ve yanağına bir öpücük kondurmasıyla arabasına bindi. Yolda araba sanki kendi kendine gidiyordu, kafasında türlü düşünceler…
Eee kolay değildi tabi. 5 yıldır çalıştığı şirketteki son günüydü bugün…
Ofise girdi. Herkese merhaba dedi. Arkadaşları güleryüz ve samimiyetle karşıladılar onu. Koltuğuna oturdu, masasının hemen hemen standartlaşan düzenine baktı bir süre. Her sabah olduğu gibi, Emine Hanım açık çayını masasına sıcak bir gülümsemeyle bıraktı. Nasıl da geçmişti 5 yıl… Bu son gününde bütün ofisleri dolaşıp herkese hoşçakal demek istiyordu. Birçok kişinin daha haberi bile yoktu istifa ettiğinden. Evet, hiç şüphesiz zor olacaktı. Ama kararı kesindi, artık ayrılmak zamanı gelmişti bu şirketten…
İşten ayrılma kararı vermek zordur. Bütün alışkanlıkları, sıcak arkadaşlıkları bir anda silip atıp mevcut konfor alanınızdan çıkıverirsiniz. Yeni bir iş ortamına, yeni belirsizliklere doğru. Hiç şüphesiz, yeni iş yerinizde daha çok çalışmanız, kendinizi kabul ettirmeniz, sevdirmeniz gerekecektir. Stres seviyesi yüksek bir süreçtir bu. Böyle bir durumun bile bile içine girmek ise en zor kararlardan bir tanesi.
Bu olayı şirket ve yönetici açısından değerlendirecek olursak; istifa eden kişi bir davranış veya performans problemi olan bir çalışan ise sonuç sevindirici bile olabilir. Ancak, eğer ayrılan kişi şirketin yatırım yaptığı, yüksek performanslı, potansiyeli yüksek, verimli bir çalışansa yöneticinin üzülmesi kaçınılmaz. Nasıl üzülmesin? Yerini nasıl dolduracağız şimdi? Bir sürü masraf, uğraşı, zaman kaybı…
Yetenekleri şirkette tutmak için bu konuda biraz düşünmemiz ve doğru soruları kendimize sormamız gerekiyor…
Peki, çalışanlar neden ayrılma kararı verir?
Cevap basit: İhtiyaçları karşılanmadığı için. Motivasyon teorlierinin birçoğu da bu temel üzerine kurulmuştur: İhtiyaçlar. Bir şirket, çalışanlarının ihtiyaçlarını karşılamazsa çalışanları onu terkeder.
İhtiyaçlar denince aklınıza ne geliyor? Para mı? Evet, o da ihtiyaçlardan bir tanesi, ancak biraz daha geniş bir perspektiften bakmamız gerekiyor konuya.
3,149 çalışan arasında yapılmış bir anket ve görüşmelerin sonuçlarına göre, çalışanlar aşağıda listelediğim 4 temel ihtiyaçtan biri veya birkaçı karşılanmadığı zaman şirkete olan bağlılığını yitiriyor ve istifayı düşünüyor:
-
Güven İhtiyacı: Şirketin ve yönetimin sözünde durmasını, dürüst ve açık bir iletişim sağlamasını beklemek. Şirketin kendisine yatırım yaptığını, adil davrandığını, ücret ve yan haklarını hakkaniyet ölçülerinde ve zamanında vermesini beklemek.
-
Umut İhtiyacı: İş yerinde kişisel ve profesyonel olarak gelişeceğinin bilincinde olmak. Buna ek olarak da, şirket içinde kendisi için kariyer anlamında ilerleme fırsatlarının oluştuğunu görmek.
-
Değer Verilme İhtiyacı: Çalışma, gösterilen özveri ve pozitif iş sonuçları karşısında farkedileceğini ve ödüllendirileceğini bilmek. Yönetimin çalışanlara bir gider kalemi olarak değil, değerli bir kaynak olduklarını hissettirmesi.
-
Yetkin Olma İhtiyacı: Kişisel özelliklerini ve becerilerini en iyi kullanabileceği bir işe atanmış olmak, performansı artırıcı yeterli eğitim almak, işinin sonuçlarını görmek ve yeterli performans geri bildirimi almak.
Araştırmanın sonuçları uzun ve oldukça etkileyici. Bir İK’cı için birçok mesaj ve ders alınacak nokta var. Ancak çok temelde inceleyecek olursak, aşağıdaki gibi bir sonuç çıkarabiliyoruz:
Araştırmada sorulan soruların bir tanesi şu şekilde: “Şirketiniz neyi kötü yaptı da ayrılmaya karar verdiniz?”
Birebir görüşmelerde verilen cevapların yüzde olarak dağılımı şu şekilde gruplandırılmış (bazı cevaplarda birden fazla ihtiyaç eksikliği ifade edildiği için toplamı %100′ün üzerinde):
-
Değer verilme ihtiyacı: %80
-
Güven ihtiyacı: %60
-
Umut ihtiyacı: %40
-
Yetkin olma ihtiyacı: %40
Bence, bu noktada uzun uzun yorum yapmaya gerek yok. Herkes kendi yorumunu kendi yapsın. Odaklanmamız gereken temel ihtiyaçlar “değer verilme” ve “güven”. Şimdi yukarıdaki listeye geri dönelim ve biraz düşünelim:
Şirketiniz bu ihtiyaçları karşılayabiliyor mu? Yönetiminiz bu konuda bilinçli mi?
Bilinçsiz mi dediniz? Peki, ne duruyorsunuz o zaman? İK’cı değil misiniz? Görev sizin, uyandırın onları!

Yeteneği keşfedebilmek biz İK ‘cıların önemli rollerinden biri olsada, yeteneği elde tutabilmek bence çok daha önemli ve zorlu bir süreç. Burada her seviye çalışanları dinleyebileceğimiz ve onların samimi duygularını paylaşmalarını teşvik edici değişik platformlar oluşturarak, sonrasında aldığımız geri bildirimler ışığında şirketimizin İK politikalarını şekillendirmek ve çeşitlendirmek bence son derece önemli ve yararlı olacaktır.