Aşık Dertli, 18. yüzyılın son çeyreği ile 19. yüzyılın ilk yarısında Gerede’de yaşamıştır. Sazını, diğer birçok Anadolu halk ozanı gibi zulüm ve sömürüye maruz kalan, feodal yapı altında ezilen halk kitleleri için çalar. Sazıyla güçlü mesajlar verir, mevcut düzeni sorgular, alay eder.
Tabi, bu durum mevcut düzen sahiplerinin hoşuna gitmez. Osmanlı Kadısı ve bölge feodalleri, hakkında “sazının içinde şeytan var” diye laf çıkarırlar. Saz çalmanın günah olduğunu, şeytan işi olduğunu, ayetlerden örnekler göstererek savunmaya kalkışanlara karşılık Aşık Dertli şu taşlamayı söyler (eser toplam 6 kıtadır, aşağıda sadece 2 kıtasını aktarıyorum)…
İstanbul’dan çıkar teli
Ardıç ağacından kolu
Be Allah’ın sersem kulu
Şeytan bunun neresinde
Boynuzu yok, kuyruksuzdur
Ayağı da çarıksızdır
Derdli gibi sarıksızdır
Şeytan bunun neresinde
Eseri Üstad Cahit Uzun’un ağzından ve sazından dinleyebilirsiniz: http://www.youtube.com/watch?v=dTTD3GHkyio
Daha önce bu sitede yayınladığım “Yıktınız Koca İmparatorluğu!” yazısında da hikayesini anlattığım Astronom Takiyüddin Mengüberdi’nin başına gelenlerle aynı doğrultuda.
İçinde bulunduğu sistemi sorgulayana, verimli olana, farklı birşeyler yapıp kendine ve topluma faydalı olmaya çalışana, standardın dışına çıkıp iyi niyetle yeni fikirler üretene verilen klasik tepkidir bu: “Kişisel saldırı”. Her toplumda, her kültürde vardır. Tepkiler; “bireyselliği” ön plana çıkaran Batı Toplumları’nda stratejik ve kurnazca, “bireyin içinde bulunduğu topluluğu” ön plana çıkaran Doğu Toplumları’nda ise açık, sert ve ezicidir.
Bireysel ve toplumsal gelişmenin önündeki en büyük engel budur. Bu tepki bireyleri sindirir, etkinliğini yok eder; şirketlerin ve ülkelerin ise gelişimini durdurur, etkisizleştirir.
Bulunduğunuz şirket içinde sistemi sorgulayan ve bu doğrultuda yeni fikirler üreten bir kişiyseniz eğer, bu tür tepkiler almanız çok doğal; her sistemin koruyucuları ve menfaat odakları vardır; tepki vereceklerdir. Bütün bunlar karşısında sağlam durabilmek için en az onlar kadar cesaretli ve cüretkar olmak; fikirleri güçlü ve destekli bir şekilde sunmak gerekiyor.
Umarım hepimiz şirketlerimizde uzun yıllar sonra bile Aşık Dertli gibi hatırlanırız… Hatırlanmak istemiyorsanız, o da sizin seçiminiz…
* Yazı hakkındaki yorumlarınızı aşağıdaki “leave a comment” yazısına tıklayarak bırakabilirsiniz.

Harika bir konuya değinmişsiniz !
Bürokratik devlere dönüşen büyük şirketlerin açmazlarından biridir bu. Diyalogların yerini prosedürlerin, insan olduğumuzu hatırlamanın yerini iş proseslerinin işgal etmesi, sistemin savunucularını yaratır. Sistemin savunucuları, kar maksimizasyonu kisvesi altında kendi yerlerini sağlama alma çabasına girerler. İş dünyasının büyük liderleri diye anılan karakterleri, bu devinimi fark edip önleyenlerdir. İlginç olan gerçeğin tüm çıplaklığıyla artık geri dönülemeyecek bir anda ortaya çıkmasıdır.
Toplum fayda maksimizasyonu yerine, bazı pasta severler için kar maksimizasyona hizmet edenler değil hatırlanmak, bu doldurdukları ceplerin içindekileri nereye götüreceklerini hatırlasalar kafi..
Yeni Türkiye’mizde Aşık Dertli’ler artsın, derdimiz azalsın…
Elinize sağlık