Haftanın Sözü

"Şirketler içindeki problemlerin %94'ü sistem kaynaklı, sadece %6'sı insan kaynaklıdır."
Dr.Edwards Deming

Dosya Paylaşımı

Takvim

Ocak 2012
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Kas   Ağu »
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  

İK’cının Kumdan Kaleleri

Sand Castle

Geçen ayın son hafta sonu, söz verdiğim gibi, oğlumu hamburger yemeye götürdüm.  İyi bir anne-baba olmaya çalışarak, pekçok kişinin yaptığı gibi, biz de fast-food tüketiminde sınırlama getiriyoruz.  Tabi bu durum da oğlum için hafta sonlarını daha bir heyecanla beklenir, iple çekilir hale getiriyor.

Sıraya girdik.  Beklerken servis alanındaki duvarda birşey dikkatimi çekti: Ayın personeli panosu.  O sırada Aralık ayında olduğumuz için 11 ayda çeşitli çalışanların renkli resimleri vardı.  Dikkat ettim, bize servis yapacak genç adamın fotoğrafı da vardı panoda, Eylül ayında ayın personeli seçilmişti.  Bize sıra geldi; siparişimizi verdikten sonra tebrik ettim kendisini, panoyu işaret ettim.  Önce şaşırdı, daha sonra da umursamaz ve alaycı bir ifadeyle: “Tebrik etmenize gerek yok, bizde herkes sırayla ayın personeli seçiliyor, zaten sayımız da 12 kişi kadar…

Oğlumla birlikte karşılıklı oturup hamburgerlerimizi yemeye başladık.  O kadar istekle yiyordu ki, ağzındaki lokma bitmeden bir sonrakini ısırıyordu.  Bunu fırsat bilip, oğlumun bu sessiz halini değerlendirerek düşünmeye başladım: “Burada yanlış birşeyler var…

Ayın personeli uygulaması çok eski bir uygulama olmasına rağmen hala modası geçmemiş bir yüksek performans ödüllendirme aracı.  Amaç, beklenenin üstünde sonuçlar alan veya örnek davranışlar gösteren çalışanların farkedilip ödüllendirilmesi yoluyla tüm çalışanları bir rekabet ortamına sokarak şirket performansını artırmak.  Şüphesiz doğru uygulandığında hedefine ulaşabilecek bir araç.  Ancak gözlemlediğim kadarıyla yanlış uygulamalar doğru uygulamalardan çok daha fazla.  Yukarıdaki örnekteki gibi, kişilerin sıra ile yılın personeli seçilip ödüllendirilmesi tam aksi bir sonuç doğuruyor: Alaycı bir gülümseme. Yöneticinin göremediğini çalışanlar çoktan farketmiş.  Ne yazık…

Burada altını çizmek istediğim bir önemli konu daha var…

Lütfen aşağıdaki ifadelere bir bakın ve yöneticinin bu ifadelerle motivasyon sağlayıp sağlamadığını değerlendirin:

  • Eğer bu raporu zamanında tamamlarsan sana bir sinema bileti vereceğim!
  • Arkadaşlar, satış hedeflerine ulaşırsak hafta sonu sizi içmeye götüreceğim!
  • Bonuslarınız bu sunumun iyi geçmesine bağlı, haydi göreyim sizi!
  • Çok çalıştınız, çok yoruldunuz, eğer böyle giderseniz hepinize yıl sonunda %5 daha fazla maaş zammı yapacağım!
  • Kim daha hızlı çalışırsa ayın personeli o seçilir!

Cevaplarınızı duyamıyorum ancak tahmin edebiliyorum.  Doğru cevap: Yukarıdaki ifadelerden hiçbiri motivasyon sağlamaz.

Bu iddayı şu şekilde savunabilirim:

Öncelikle motivasyon nedir sorusuna doğru cevap vermemiz gerekiyor:

“Motivasyon -en basit tanımıyla- bir işi yapma, gerçekleştirme isteğidir.”

Soru: Yukarıdaki yöneticilerin söyledikleri istenen işi yapma isteği sağlıyor mu?  Hayır sağlamıyor.  Motivasyon demek, bir işi gerçekten yapmak istemek demek.  Yönetici yukarıdaki ifadeleri kullanarak insanlarda işi yapma isteği yaratmıyor.  Sadece insanlar daha fazla maaş zammı, daha fazla bonus, piknik, ücretsiz sinema bileti gibi sebeplerle kendilerinden işi yapıyorlar.  İşi yapmaya motive değiller, işi yapıyorlar ancak istedikleri için değil, sadece yöneticinin onlara vaat ettiği “havuç” için…

Havuç motivasyon sağlamaz !

Peki, neler motivasyon sağlar?  İzin verirseniz o da sonraki yazımın konusu olsun.

İK’cılar olarak, motivasyon ve ödüllendirme gibi kritik konularda bilgi ve becerilerimizin tam olması gerekiyor.  Aksi taktirde, yöneticileri doğru yönlendiremediğimiz, mantıklı argümanlar geliştiremediğimiz için saygı görmüyoruz, “stratejik ortak” olmamız, güzel bir temenni olarak, lafta kalıyor.

Malesef günümüzde birçok İK uygulaması “kumdan kaleler” gibi.

 

* Yazı hakkındaki yorumlarınızı aşağıdaki “comment” yazısına tıklayarak bırakabilirsiniz.

13 comments to İK’cının Kumdan Kaleleri

  • Tugsel Akyol

    Burcu Hanım merhaba,

    Bu konu şüphesiz zor. İnsan ile ilgili her konu böyle; hiçbir standarda oturtamıyorsunuz.
    Güzel yorumlarınız için teşekkür ederim, sonraki yazıma da yorumlarınızı beklerim.

    İyi çalışmalar,
    Tuğsel

  • Tugsel Akyol

    Barış merhaba,

    Tebrik ederim, harika yazmışsın görüşlerini. Bir blog yazarı olmanı tavsiye ederim öncelikle.

    Yazdıklarına satır satır cevap vermeyeceğim çünkü yazımda da belirttiğim gibi, devamını kısa bir süre sonra blogumda yazmayı planlıyorum. Sanıyorum ikinci yazımdan sonra savlarımı daha net ifade etmiş olacağım.

    Sonraki yazımın temel destek noktası şu olacak: “Bazı şeyleri iyi ayırmamız lazım: Tatmin – Motivasyon”.

    Yorumlarını ikinci yazımda da beklerim.

    Sevgiler,
    Tuğsel

  • P.Burcu A.Afşaroğlu

    Tuğsel Bey Merhaba;
    Sizinle tanıştıktan sonra sitenizi yakından takip etmeye başladım.Karşılaştığınız olayları bu şekilde kaleme almanız bir okuyucu olarak söylemeliyim ki çok keyifli ve öğretici. Yolun sonuna bir hedef ve karşılığında ödül koyarsan,O insanı sadece çalıştırmış olursun.Motivenin böyle bişey olmaması gerektiğini ve neden bunların beni tatmin etmediğini sorardım kendime!Hala daha etmiyor.Takdir edilmek kadar güzel bir motive şekli yok herhalde.Sayenizde kendimi daha da yakından tanıma fırsatı buluyorum.Bir sonraki yazınızı sabırsızlıkla bekliyorum.

  • Barış Coşkun

    Elinize sağlık, güzel ve geniş bir konuya değinmişsiniz; bir iki nokta üzerinde görüş bildirmek isterim. Vermiş olduğunuz örnek ifadelerle başlayalım…

    Eğer bu raporu zamanında tamamlarsan sana bir sinema bileti vereceğim! – Söz konusu sinema bileti, gitmeyi çok istediğim, ancak kapalı gişe olmasından dolayı bilet bulamadığım bir film ise, söz konusu raporu zamanında tamamlamam için bir motivasyon aracıdır. Muhtemelen, sadece o raporun hazırlanmasına özel bir mativasyon sağlayacaktır.

    Arkadaşlar, satış hedeflerine ulaşırsak hafta sonu sizi içmeye götüreceğim! – Çalıştığım ekip “kafa dengi” ise, onlarla iş alanı dışında biraraya gelip, sohbet etmeyi, sosyalleşmeyi seviyorsam; zaten, zaman zaman çıkıp birlikte içiyorsak… “Çaylar şirketten” misali bir motivasyon kaynağı olabilir.

    Bonuslarınız bu sunumun iyi geçmesine bağlı, haydi göreyim sizi! – Tehditvari bir cümle. Ters tepecek; motivasyon düşüklüğüne yol açacaktır.

    Çok çalıştınız, çok yoruldunuz, eğer böyle giderseniz hepinize yıl sonunda %5 daha fazla maaş zammı yapacağım! – Çalışana hakkı teslim ediliyor. İşi bitirmek için çok çalıştıklarının ve çok yorulduklarının görüldüğü dile getiriliyor. Ayrıca, hakettikleri maaş zammına ek olarak %5 “daha fazla” bir artış olacağı dile getiriliyor. Kesinlikle bir motivasyon cümlesidir.

    Kim daha hızlı çalışırsa ayın personeli o seçilir! – Hiç bir anlamı ve değeri yok…

    Peki motivasyon nedir? En yalın hali ile motivasyon, bireyin hareketlerinin arkasında bulunan güçtür.

    Son dönemde dikkatimi çeken bir çaba söz konusu. “İşveren” tarafı çalışanlara ne ile motive olup, ne ile motive olamayacağını öğretmeye, aşılamaya, empoze etmeye çalışıyor. Doğal olarak da, bunun kapitalist düzen içinde yeni bir metod mu olduğu sorusu geliyor insanın aklına.

    Yazınızın tamamına karşı çıkıyorum gibi de algılanmasın tabi. Motivasyonun iç ve dış olarak ikiye ayrıldığını düşünüyor ve savunuyorum. İşte, son dönemdeki motivasyonun “başkalaştırılma” çabası da burda ortaya çıkıyor. Çünkü, bir işin, o işi yapacak kişi tarafından isteyerek yapılması iki türlü olur. O işe olan ilgisi, merakı, sevgisi nedeniyle kendini tam olarak vererek çalışması iç; o işi başkası tarafından istenilen şekilde yapılması karşılığında taahhüt edilen “şey” ise dış motivasyonu oluşturur.

    Örneğin mesleğine aşık, bu işi yapmaktan zevk alan, sürekli yeni keşifler peşinde koşmaktan büyük keyif alan bir fotoğrafçı… Kah yol-iz olmayan dağlara atacaktır kendini, kah kanlı bir savaşın ortasına… Tereddüt etmeyecektir, uçurumun kenarında inadına yaşayan rengarenk bir çiçeğin fotoğrafını çekerken; ayağım tökezlerde yüzlerce metre aşağıdaki kayaların üzerine çakılırım diye. Ya da, gözleri önünde yaşanan vahşeti dünyaya duyurma çabalarını, yanından geçip giden mermiler engelleyemeyecektir.

    Diğer yandan, masa başında, kömür ocaklarında, tarlada ırgatlıkta… Bir başkasının yanında çalışan insanlar, beklentileri doğrultusunda, maddi ya da manevi ihtiyaçları karşılandığı sürece o işi yapma arzusunda olurlar.

    Tartışmanın, ayrımların ortaya çıktığı ince noktalardan birine geldik yine… İşkolik (alkoliklik gibi tedavi edilmesi gereken bir hastalık olduğuna inanıyorum) olmayan herkesin kabul etmesi gereken bir gerçek vardır ki; o da, ne iş yerlerimiz mabettir, ne de bizler rahibiz…

    Şu yadsınamaz bir gerçektir ki, kişinin kendi içsel motivasyonu ile bir işi gerçekleştirmesi dış motivasyondan hem daha etkili hem de daha uzun süreli olacaktır. Vaad edilen dış motivasyon kaynağı onu elde edinceye kadar yüksek, elde ettikten sonra da kısa bir süre yatay ve akabinde de düşey seyir izleyecektir.

    Lise çağlarımda bir arkadaşımın babası iş görüşmesine gitmişti. Görüşmenin sonlarına doğru işverenle aralarında şöyle bir konuşma geçiyor:

    - Evet, bizim istediğimiz özelliklere sahipsin; ancak bizim ihtiyacımız olan kişi mümkün olduğunca dışsal sorunlarından arınmış, kendisinin ve ailesinin geleceği hakkında bir tereddüte düşmeden bizim için çalışmalı. Aklın ailende kalmadan çalışman için ne kadar maaşa ihtiyacın olduğunu düşünüyorsun?

    Kısa bir süre düşündükten sonra…

    - Yüz bin lira.

    - Biz sana iki yüz bin lira veriyoruz ve bizim için çalışmanı istiyoruz. Tabiki, insanlık hali, bunun hastalığı var, vs var; böyle bir şey olursa her zaman yanındayız. Bu para, sadece, kendini güvende hissetmen için…

    Böyle bir örnekten sonra düşüncelerinizi okuyabiliyorum. “Adam maddiyata bağlamış işi!” Değil. Hepimiz bir işe ihtiyaç duyarız. Çünkü dışardaki gerçek yaşamlarımızı idame edebilmek için bir “satın alma aracına” ihtiyacımız var. Bu devirdeki satın alma aracı olan “para”yı elde edebilmek için de işe ihtiyacımız var. Fakat konuşmadaki bir noktaya dikkatinizi çekmek isterim. İş veren, “burası bir aile ve biz senin yanındayız” mesajını veriyor. İhtiyacı olan maddi talebe cevap verirken, bu günlerde çoğu iş verenin önemsemediği, manevi sahiplenme, yanında olma, koruma, kollama ihtiyacına da cevap veriyor.

    Üzerinde düzinelerce kitap yazılmış olan bir konuda iki sayfa yazıp çözdüm demek olmaz tabi… Hele hele uzmanlık alanım bile değilken! Ancak, ben daha değerli bir bilgiye sahip olduğumu düşünüyorum… Birincisi, ben de motivasyona ihtiyacı olan bir kişiyim ve beni nelerin motive edeceğini ya da nelerin motivasyonumu olumsuz etkilediğini gayet iyi biliyorum. İkincisi ise, gözlem yapmayı severim.

    Benim maaşım yetersiz, kabuslarla geçen gecenin sabahında, bu akşam sofraya yemek koyabilecek miyim acaba diye gözlerini yeni güne açan birine istediğiniz ünvanı verin; nafile… Sen bundan sonra genel müdürsün desen ne olacak; adam yemeye ekmek bulamıyor! Diğer yandan, ben yetki istiyorum diyen birine ihtiyacından fazla zam yapmanın anlamsızlığı da ortada. Anadolu’da bir tabir vardır; atın önüne et, itin önüne ot atmak diye… Sen ihtiyaç, beklenti analizi yapmaz ve kafana göre değerlendirme yaparsan; ne motivasyon kalır ne de motive olmuş çalışanlara ihtiyacı olacak iş yeri…

    Vermiş olduğunuz örnek ifadelerin sonuncusuna tekrar dönmek istiyorum. “Kim daha hızlı çalışırsa ayın personeli o seçilir!” Bunun yerine şöyle söylenseydi “performans kriteleri şunlardır, ayın elemanı bunları yerine getirenler arasından seçilir, on defa ayın elemanı seçilen kişi de şefliğe terfi eder, maaşı da paralel olarak artar”. Bence çok daha etkili bir cümle… Ve performansa, motivasyona etkisi olumlu olacaktır.

    Ne dediğinizi duyuyorum… “Bu motivasyon değil ki; işin yapılması için verilen bir rüşvet”. Nerden baktığınızla ilgili bir konu bu. Benim ne ile motive olacağıma, ne olursa o işi yapma isteği duyacağıma kimse karar veremez. Bunu ben bilirim… Bu, sofraya koyacak yemeğim yokken bir lokma ekmek olur… Cebimde param varken emir komuta zincirinde bana güç kazandıracak terfi olur…

    Maddi ya da manevi ne olursa olsun, her şeyin bir etki gücü ve etki süresi vardır. İlk çıkan cep telefonlarını düşünün; hatta çağrı cihazlarını… Sadece “beni ara” demeye yarayan cihazlar yerlerini fotoğraf/video çekebilen, koordinatlarını girdiğiniz yere sizi ulaştıran, aradığınız kişinin gözlerinin içine bakarak konuştuğunuz uçuk aletlere bıraktı yerini… Gelişmenin -buna paralel olarak da beklentilerin- sürekli arttığı bir dünyada, hiç kimsenin daimi motivasyona sahip olması beklenemez.

    Motivasyon bir işi yapma isteği olarak tanımlanırsa şayet… Çalışan için önemli olan şey isteğin kendisi değil, o isteği oluşturacak aracın kendisidir. Bunun genel bir tarifi falan da yoktur. On beş bin lira kazanan milletvekili de geçinemiyorum diyor, beş yüz lira ile dört kişilik ailesini geçindirmeye çalışan millette!

    Dolayısı ile de, savunuyorum ki; havuç motivasyon sağlar!

    Siz beş yüz lira ile ayakta kalmaya çalışan kişiye iki bin beş yüz lira verin… Bunu da falanca işin tarif edilen şekilde yapılmasına bağlayın… O kişi o işi tarif edilen şekilde yapmak isteyecektir. Çünkü, sonucunda elde edeceği yarar onun “asıl isteği”dir.

    Şöyle bir şey yoktur… “Ben bu işi yapmak istemiyorum, ama istemediğim halde yapıyorum.” Hiç kimse istemediği bir şeyi yapmaz… Fakat şu da yoktur… “Bi koşu şu firmaya gideyim de masaların tozunu alayım, çöpleri boşaltayım” Neden!? Psikolojik bir bozukluğun mu var!… Teşvik edici bir neden gerekir…

    Son söz olarak şöyle bir saptama yapmak istiyorum… Kişi kendisi ile ilgili olan, yapmaktan haz duyduğu, kişişel beklenti ve inaçları ile örtüşen şeyleri kendi isteği ile (içsel motivasyon) yapar. Kişi başkasına ait olan, ama yaptığı takdirde kendi çıkar ve beklentilerine ulaşabilecek “aracıları” elde etmesine neden olacak şeyleri yine kendi isteği ile, ancak karşılığında elde edeceği fayda ölçütünde yapar (dışsal motivasyon.)

    Bir insan yemeden içmeden ne kadar hayatta kalabilir? Diyebilir mi ki; “bu konuda çok istekliyim, benim içsel enerjim ayakta kalmama yeterlidir”? Ya da, Güneş olmadan Dünya’daki mevcut yaşam ne kadar dayanabilir?

    Neler motive eder sorusunun bendeki cevabı ise… Ne istediğimi, ne ile mutlu olacağımı, beni nelerin motive edeceğini ben bilirim; ben karar veririm. Elde edip edememe ayrı bir konu…

    07.02.2012
    Barış Coşkun

  • Tugsel Akyol

    Merhaba Yasemin, beğendiğine, takip ettiğine sevindim.
    Sevgiler,
    Tuğsel

  • Yasemin Şen

    Merhaba Tuğselciğim,

    Kalemine sağlık arkadaşım. Bu yazında diğerleri gibi süper olmuş.

    Sevgiler,

  • Tugsel Akyol

    Mine Hanım merhaba,

    Yorumlarınıza çok teşekkür ederim. Hiç şüphesiz, bundan sonraki yazıları yazmak çok daha zorlu olacak benim için. Motivasyon günümüzde “guru”ların dahi net çözüm/uygulama önerisi getirmekte zorlandığı bir konu. Sizlerin de yorumlarınızla desteğinizi rica ederim.

    Sevgiler,
    Tuğsel

  • Tugsel Akyol

    Yasemin Hanım,

    Tam da söylediğiniz gibi, motivasyon dallı budaklı bir konu. Üzerinde hepbirlikte düşünmemiz, kafa yormamız gerekiyor. Lütfen siz de yorumlarınızla destek olun.

    Sevgiler,
    Tuğsel

  • Tugsel Akyol

    Can Hanım,
    Siteyi beğendiğinize sevindim. Okuduğunuz yazılara yorularınızı da beklerim.
    Sevgiler,
    Tuğsel

  • Tuğsel Bey,

    Nefis bir siteniz varmış meğer. Bu ve önceki yazılarınızı yavaş yavaş okumaya başladım. Ellerinize sağlık. Merkala izliyor olacağım.

  • Yasemin

    Tuğsel bey,

    görüşünüze katılıyorum. Motivasyon konusunda herzaman dıştan , zorlama motivasyon arttırma faaliyetlerinin çok işe yaramadığını motivasyonun içten gelmesi gerektiğini savunanlardanım. Self motivated insanları seçmeye gayret etmek İK cının kritik işlerinden olmalı. Hemen her şirkette uygulanan ayın elemanı vb. ödüllendirme yaklaşımları evet bir süre performansı arttırıyor ancak bir süre sonra da benimseniyor ve etkisini yitiriyor. İK cılardan hep yeni , yaratıcı çözümler bekleniyor ancak yapılanlar da sürekli eleştiriliyor. Tüm bunların yayında herkesin motivasyon ihtiyaçları farklı farklı, .Uzun sözün kısası bu konu gerçekten çok boyutlu ve derin bir konu. Devamı niteliğindeki yazılarınızı merakla bekliyorum.

    Saygılarımla
    Yasemin

  • Tuğsel Bey,

    “Kumdan kale” metaforu o kadar güzel anlatmış ki, dış kaynaklı olduğu sürece motivasyonun çok da yaşayamayacağını ellerinize sağlık:-)

    İnsan Kaynaklarının konumu bu noktada dediğiniz gibi çok değerli ve kritik. Kopyala yapıştır motivasyon çözümlerini, gerçekten insana dokunacak yaklaşımlarla değiştirebildiğinde ezberlenmiş paradigmalar da değişecektir.

    “Neler motive eder?” ile birlikte, “Uygulanması nasıl sağlanır?” sorusunun da yanıtını merak ediyorum.

    Sevgilerimle,

    Mine

  • Faruk

    daniel pink’in DRIVE kitabı motivasyon algisi konusunda cok iyi bir kaynak. size ve sitenizin takipcilerine tavsiye ederim.

Leave a Reply

  

  

  

You can use these HTML tags

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>