Haftanın Sözü

"Şirketler içindeki problemlerin %94'ü sistem kaynaklı, sadece %6'sı insan kaynaklıdır."
Dr.Edwards Deming

Dosya Paylaşımı

Takvim

Nisan 2014
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Şub   Tem »
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
282930  

Düşünmeyi Öğretmek: Robotlar ve Fanatikler

ThinkUzun süredir, yaklaşık 16 yıldır eğitimcilik yapıyorum.  Geriye baktığım zaman, bu süre içinde bir çok başarısız eğitim yaptığımı görüyorum.  Özellikle bu işe yeni başladığım dönemlerde; 30-40 powerpoint görselini bir araya getirip, projektör ile perdeye yansıtmak, araya konuyla alakalı-alakasız eğlenceli aktiviteler serpiştirmek yeterli gibi görünürdü bir eğitimi gerçekleştirmek için.  İyi hazırlık yaptığım, ses tonunu ve beden dilini iyi kullandığım için katılımcılar bol bol alkışlar, hatta uzun eğitimlerin sonlarında hüzünlenip ağlayanlar bile olurdu.

Eğitim sonunda alkış sesleri ne kadar yüksek olursa, salondan ayrılmadan önce ne kadar çok katılımcı yanıma gelip teşekkür ederse kendimi o kadar başarılı sayar, garip bir tatmin duyardım.  Eğitimin sonunda yapılan mutluluk anketleri 5 üzerinden 4,5′un altına hiç inmezdi.

Başarılı görünüyor değil mi?

Eğitimlerin sonrasında yaptığım gözlemler sonucunda eğitimin etkisinin oldukça sınırlı olduğunu defalarca gördüm.  Yöneticiler eğitim sonrasında bana telefon açıyor, eğitimin başarılı geçtiği için teşekkür ediyor ancak programa katılan katılımcılarda çok da fazla değişiklik olmadığını söylüyordu.  Bu durumda, birlikte en etkili sonucu(!) çıkarıp, katılımcıyı suçluyorduk:

“Bu kadar başarılı geçen bir eğitimden faydalanamamış demek ki…  Yazık!”

Bir keresinde bir üst düzey yönetici beni aradı ve dedi ki: “Allahım delireceğim! Teknik anlamda herşeyi biliyorlar, tecrübeliler, ama düşünemiyorlar, yeni fikir üretemiyorlar, olayları yorumlayamıyorlar!  Ne yapmak lazım?”

Çok doğru bir tespit.  Çok da haklı.  Üst düzey bir yönetici olarak; kendine bağlı yöneticilerin fikir üretmesini, yaratıcı olmasını bekliyor.  Eğitim ekibinden de beklentisi katılımcılara düşünmeyi öğretmesi.  Mümkün mü bu?

En kolay eğitim şekli bilgi, beceri aktarımıdır.  Teknik bilginin-becerinin, bir işi yapış şeklinin katılımcıya öğretilmesi çok da fazla çaba gerektirmez.  Mantığını anlatırsınız, adım adım açıklarsınız, uygulatırsınız, tekrarlattırırsınız.  Doğru yöntemler uygulandığında başarılı bir şekilde hedefinize ulaşırsınız.  Bu tür bir öğrenim süreci kişinin konu üzerinde çok da fazla düşünmesini, veya eğitimden sonra konu üzerinde zaman içinde yeni fikirler üretebilmesini sağlamaz.  Konu üzerinde ayrıntılı ve kapsamlı düşünmeyen, farklı kaynaklardan ve fikirlerden beslenmeyen katılımcının öğrendikleri eğitimcinin kendisine aktardıkları ile sınırlıdır.

RobotAslında bir robot yaratmışsınızdır.  Duyduklarını tekrar eder, aynısını yapmaya çalışır.  Çok fazla düşünmeden, sorgulamadan.

Günümüzde bilgi hızlı üretiliyor.  Öğrenilen bilgi hızlı bir şekilde eskiyor.  Bugün edindiğimiz bilgi birkaç ay sonra eskimiş, yeni yöntemler bulunmuş, teoriler üretilmiş olacak.  Yalnızca teknik bilgi-beceri aktarımı yetersiz kalıyor.  Katılımcıları konu üzerinde düşünmeye sevketmemiz ve değişen dünya ile birlikte eğitimden sonra da kendi yorumlarını yapabilmelerinin, kendi çözümlerini yaratabilmelerinin önünü açmamız gerekiyor.

Eğitim ve gelişim programları katılımcılara teknik bilgi ve beceri kazanımının yanında o konu üzerinde düşünmeyi ve fikir üretmeyi de öğretmesi ile başarılı sayılabilir.  Bunu gerçekleştirmek için de katılımcılar gelişim süreci boyunca farklı kaynaklardan beslenmeli, konu üzerindeki farklı görüş, yaklaşım ve teoriyi birlikte değerlendirip tartışmalıdır.  Günümüzde hala çok popüler olan Maslow’un “İhtiyaçlar Hiyerarşisi” Teorisi’ne karşı 100′ün üzerinde teori var.  Bu karşı teorileri bilmeden ve değerlendirmeden Maslow’u anlamak mümkün olamaz.  Karşı teorileri okumadan, öğrenmeden sadece Maslow’un söylediklerine kulak verirsek olayları tek açıdan gören ve değerlendiren fanatikler oluruz ve kendimize benzeyen fanatikler yetiştiririz.

Fanatikler düşünmez, düşünmeyi beceremez.

Yıllar önce, aşırı bir politik görüşü olan bir gazeteci bir kafede karşıt görüşteki bir yazarın kitabını okuyormuş.  Bu sırada bir arkadaşı masaya gelmiş.  “Ne yapıyorsun, neden okuyorsun o kitabı!” diye kızmış kendisine.  Yazar sakince arkadaşına çevirmiş gözlerini:

“Eğer karşıt fikir sahiplerinin ne söylediklerini bilmezsem nasıl emin olabilirim ki kendi fikirlerimden?”

16 yılın verdiği tecrübeyle artık eğitimlerimi, kendi geliştirdiğim Kırmızı Merdiven Metodolojisi ile uygulamaya koyuyorum.  Amacım öğrenim süreci boyunca katılımcıların konuyu farklı açılardan düşünmesi, tartışması ve süreç sonunda eğitimci olarak benim bildiklerimin çok ötesinde bilgi ve beceriyle yollarına devam etmesi.  Eğitim ve öğrenim süreçlerini dizayn ederken “Düşünmeden öğrenme olmaz” prensibiyle yola çıkmanın eğitimlerde daha faydalı sonuçlar vereceğini düşünüyorum.

Günümüzde şirket içindeki eğitimcilere ve danışmanlara büyük görev düşüyor: Küçük yaşlardan itibaren ezberci bir sistem içinde yetiştirilen eğitimli profesyonellere düşünmeyi öğretmek, düşünmeyi hatırlatmak…  Zor, ama imkansız değil.

 

Leave a Reply

  

  

  

You can use these HTML tags

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>