Haftanın Sözü

"Şirketler içindeki problemlerin %94'ü sistem kaynaklı, sadece %6'sı insan kaynaklıdır."
Dr.Edwards Deming

Dosya Paylaşımı

Takvim

Mayıs 2015
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Mar   Eki »
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

İnsan Ruhu Mezbahaları

Exercise BallsHaydi, bir an kendimizi yeni atanmış bir genel müdür yerine koyalım…

Yeni ofisinize girdiniz, asistanınız sıcak bir gülümsemeyle karşıladı sizi.  Hmm, ofisiniz tahmin ettiğinizden de büyük.  Ağır mobilyalar var ama ofis alanı çok geniş olduğu için sıkmıyor.  Zevkli döşenmiş, manzarası güzel.  Koltuğunuza oturdunuz…  “Evet, bu şirket buradan yönetiliyor” dediniz kendi kendinize.  Sade kahvenizden bir yudum aldınız.  Zor olacak biliyorsunuz, yapılması gereken çok şey var.  Klasik bir Amerikan şirketi burası; hedeflerle yönetiliyor, hedefler zorlu.  Ama sizin de enerjiniz yüksek, yıllardır kendinizi bu pozisyon için hazırlamıştınız.  Başarılı olacaksınız, buna eminsiniz…

İyi bir eğitiminiz, yurtdışı deneyiminiz var.  Yıllar boyunca çalıştığınız şirketlerde de sayısız liderlik, yöneticilik eğitimlerine girdiniz.  Liderlik alanına özellikle ilginiz var, liderlikle ilgili kitapları okumayı seviyorsunuz.  Favori yazarınız Daniel Goleman.

Size bağlı olan üst düzey yöneticilerle birebir görüşmeleriniz var bugün.  İlk görüşmeniz İnsan Kaynakları Direktörüyle.  Bu şekilde olmasını özellikle asistanınızdan rica ettiniz; ilk görüşmeyi İK Direktörü ile yaparak tüm şirkete bir mesaj vermeyi düşünüyorsunuz: “Benim için insan önemlidir”.

İkinci görüşmeniz Finans Direktörüyle.  Kendisi içeri büyük, korkutucu dosyalarla giriyor.  Bu yılın finansal sonuçları ve gelecek dönemlere ait bütçeler.  Bu rakamları özet halinde daha önce görmüştünüz zaten.  Hepsi hakkında bir görüşünüz, fikriniz var.  Detayları incelemeniz gerekecek.  Bir-iki akşam evde çalışmak gerekebilir…

Öğle yemeğini  yönetim kurulu başkanı ile yiyeceksiniz.  Bu işe girmeden, mülakat aşamasında, zaten kendisiyle uzun uzun konuşma, değerlendirmeler yapma fırsatınız olmuştu.  Sizden yaşça oldukça büyük, düşündüğünü direkt söyleyen biri.  İş dünyasında bir yeri olan, geçmişi başarılarla dolu bir yönetici.  Daha önce yaptığınız birebir görüşmelerde de bütçe konusunda oldukça hassas olduğunu size net olarak belirtmişti.  Yemek, samimi ama temkinli bir sohbet havasında sürüyor.  Tatlılara geçtiğinizde yavaş yavaş ağır konulara girilmeye başlanıyor.

“Peki, sizce gelirlerde hedeflediğimiz %10′luk artışa ulaşabilecek misiniz gelecek sene?”

…diye soruveriyor.  Buna hazırlıklısınız.  Zaten sizi de bu şartla işe almışlardı, yönetim kurulu bu konuda çok hassas.

“Tabi ki, hedefimiz bu olacak.  Diğer yandan, biliyorsunuz, bu durum belirli faktörlere bağlı.  Gelecek yılın pazar şartlarını henüz bilmiyoruz, belirsizlikler mevcut.  Üç mevcut büyük müşterimizle yapacağımız anlaşmalar…”

Yönetim kurulu başkanı yavaşça öne eğiliyor, gözümüzün içine bakarak, hafif bir gülümsemeyle sözümüzü kesiveriyor: “Sizi sonuç getirmeniz için işe aldık.  Ben şirketimde iş yapan, tırmalayan, çabalayan, yırtıcı yöneticilerin olmasını isterim.”

“Evet, tabi, şüpheniz olmasın.  Ulaşabiliriz %10′luk hedefe.”

Ofise döndüğünüzde ve daha sonraki 6 ay boyunca hep aynı ses yankılanıyor kafanızda: “Seni bahane bulman için değil, sonuç getirmen için işe aldık!”  Hemen satış ekibinizle çalışmaya başlıyorsunuz, onların ihtiyaçlarını belirleyerek desteklemeye çalışıyorsunuz.  Satışı artırıcı yöntemleri geliştirmeye çalışarak maliyetleri düşürme yollarını arıyorsunuz.  Aylar geçiyor, her şey planlandığı gibi gidiyor, hedef ulaşılabilir.  Büyük ihtimalle yıl sonunda %10′luk hedefin üstüne çıkmış olacaksınız.  Bu “hedeflerle yönetim” anlayışının güzel bir geri dönüşü.

Fakat bir gün en büyük müşterilerinizden biri çalışanlarının greve gittiğini söylüyor ve bu müşteri ile daha önceden onaylanmış birçok proje erteleniyor veya iptal ediliyor.  Kabus gibi.  Rakamlara bakıyorsunuz, sene sonunda en iyi durumda bile en fazla %8′lik bir artışa ulaşabileceksiniz.

Önünüzde iki seçenek var:

  1. Dürüst olup, doğru olanı yapmak ve yönetim kurulu başkanına durumu anlatıp %10′luk artışın bu sene mümkün olamayacağını söylemek.  Bu durumu bir fırsat olarak değerlendirip önümüzdeki yıllarda bizi daha da yukarı taşıyacak geliştirme-araştırma faaliyetlerini artırmak ve çalışanlarımızın gelişimine odaklanmak.
  2. Ne olursa olsun %10′luk hedefe ulaşmaya çalışmak.

Düşünürken aklınıza iki çocuğunuzun okul taksitleri ve 2 ay önce aldığınız yeni villanın taksitleri geliveriyor.  Yazın çıkacağınız tatilin de ön ödemesini yapmıştınız…  Bu dönemde işsiz kalmak sizin için hem kariyeriniz açısından hem de finansal açıdan hiç de iyi olmaz.  İş bulmak kolay mı?

Sonuç olarak vardığımız nokta şu: Bütün satış ekibi toplanıyor ve onlara “Satın! Daha çok satın!” mesajları veriliyor.  Departman müdürlerine verilen mesaj personeli azaltmaları gerektiği.  İK’nın da desteğiyle hemen çıkartılabilecek personel listeleri hazırlanıyor.  Nasıl olsa projeler ertelendi.  Bu sene sonuçlara direkt etki etmeyecek olan araştırma-geliştirme ve çalışan eğitimi gibi “masraflar” da kesiliyor.  Nasıl olsa bunlar acil değil.  Olmasa da bir süre sağ kalabiliriz.  Bu tür yatırımları seneye de yapabiliriz.  İK Direktörü utana sıkıla size personelin düşen moralinden, en azından planlanmış eğitimlerin kesilmemesi gerektiğinden bahsediyor ancak çok da başınızı ağrıtmaması için göz teması kurmuyorsunuz kendisiyle.  Haklı olduğunu biliyorsunuz…  İyisi mi ofisten fazla çıkmamak, insanlara açıklama yapmak zor geliyor, inanmadığınız şeyleri inanıyormuş gibi savunmak bir süre sonra karın ağrılarına sebep oluyor…

Hikaye tanıdık mı?  Bu hikayenin sonunu siz yazın lütfen.

Amerikan tarzı yönetim anlayışı tersten çalışır ve sondan olayları algılar.  Kar odaklıdır, kar mutlaka yüksek olmalıdır, başarı budur.  Ancak en önemli rakamlar raporlarda yer almaz.  Kalite ve inovasyon rakamları nerede?  Düşük kalite yüzünden ne kadar satış kaçırıldı?  Kaç tane potansiyel müşteri fiyat haricindeki sebeplerden dolayı bizden kaçtı?  Bu sene çalışanlar üzerinde yarattığımız bu baskının tatmin, motivasyon, aidiyet üzerindeki etkisi ve bunun maliyeti ne kadar olacak?

Günümüzün sadece rakamlara odaklanan yönetim anlayışı şirketlerimizi birer “insan ruhu mezbahasına” çeviriyor.  Çok para kazanan, yılda 2 hafta Venedik’te tatil yapan, öğle tatilinde Starbucks’tan fındık şuruplu non-fat ristretto içen, hayatı boyunca her sabah lanet okuyarak uyanan, emekliliğinde sahil kasabasına yerleşip domates yetiştirmeyi planlayan profesyoneller…  Aldığımız liderlik eğitimleri belki bize doğru olanı öğretiyor ancak başka seçeneğimiz yok:  “Seni bahane bulman için değil, sonuç getirmen için işe aldık!”

Hayırlı işler.

“Hedefleri olan ve iş güvenceleri bu hedeflere bağlı olan insanlar büyük ihtimalle hedeflerine ulaşacaklardır.  Yaptıkları ile şirketin batmasına sebep olsalar bile…”  Dr.Edwards Deming

1 comment to İnsan Ruhu Mezbahaları

  • Aykut Serinoğlu

    Günümüz iş dünyasında, hedef,gösterge, ölçüm yada iş sonuçları değerlendirmesi yapmayan küçük esnaf bile kalmadı.
    Küresel ekonomiye ayak uydurmaya çalışan alaturka şirketler, bu durumdan vazife çıkartarak, hedefleri varsa yada başarıyı ölçebilme yeteneğini edindiklerinde tüm problemleri aşabileceklerini düşünebiliyorlar.
    Çok kısa vadelerde, sanki borsa takip eder gibi, hedef takibi yapılıp, bir süre sonra hedefe ulaşmak için herşey feda edilebiliyor. Ya da feda edilenler farkedilmiyor.
    Terazinin bir yanında hedef varsa, diğer yanında ödenecek bedel olduğu unutulmamalıdır.

Leave a Reply

  

  

  

You can use these HTML tags

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>