<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
		>
<channel>
	<title>Comments for Kırmızı Merdiven</title>
	<atom:link href="http://kirmizimerdiven.com.tr/comments/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://kirmizimerdiven.com.tr</link>
	<description>İnsan kaynakları ve eğitim, liderlik ve yönetim üzerine...</description>
	<lastBuildDate>Fri, 10 Feb 2012 09:01:07 +0000</lastBuildDate>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
	<item>
		<title>Comment on Dayak Arsızı by Barış Coşkun</title>
		<link>http://kirmizimerdiven.com.tr/2011/07/dayak-arsizi-calisanlar/comment-page-1/#comment-3531</link>
		<dc:creator>Barış Coşkun</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Feb 2012 09:01:07 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://kirmizimerdiven.com.tr/?p=1465#comment-3531</guid>
		<description>Her ne kadar ceza yöntemi olarak “kısasa kısas” uygulanmasını savunsamda; genel olarak kaba kuvvete karşı biriyimdir. 

Küçükken, “adam gibi” ders çalışmadığım, zayıf notlar aldığım, beklenen performansı gösteremediğim için çok dayak yiyen biri olarak; dayağın, kaba kuvvetin bir eğitim aracı olduğunu hiç bir zaman düşünmedim. Dayak, yapılması istenilen şeyi yaptırabilmek için kullanılan bir baskı yöntemidir sadece... Bir zorlama aracıdır... 

İzlemenizi tavsiye edeceğim, dilimize “Sevimli Canavarlar” diye çevrilen bir animasyon film var... Canavarlar(!) küçük çocukların yatak odalarındaki dolapların içinden çıkıp, onları korkutuyor. Çocukların korkuyla attıkları çığlıklar da canavarların dünyasına enerji sağlıyor... Bir gün, canavarlardan biri yine korkutmak üzere bir dolaptan giriverir küçük bir çocuğun yatak odasına... Ama o da ne, küçük çocuk korkmak yerine kahkahalar atmaya başlar... Sevimli canavardan hoşlanmıştır... İşte o an  canavar da fark eder ki, çocuğun attığı kahkaha ile oluşan enerji, korkuyla atılan çığlıktan on kat daha etkilidir...

Askerlik görevimi yapmış olduğum Mayın Filo Komurtanlığı’nda bir astsubay vardı. Bu astsubay, iki şeyi elinden eksik etmezdi: Kitap ve metal bir cetvel (bu bazen bir odun parçası olurdu). Çok okurdu... Okuduğunu, alt ya da üst fark etmez, etrafındaki kişilere anlatır, tartışma için ortam yaratmaya çalışırdı. Elindeki cetvele gelince... Cetvelle, boşta kalan diğer elinin avuç içine şap şap vurarak şöyle derdi: “Eğitim aracını iyi seçeceksin”. Alın size harbi “rütbe gücü”!

Ancak, bir gün o “eli sopalı” astsubaya ne oldu dersiniz? Kendisinden gayet iri kıyım bir erin kaba kuvvetine maruz kaldı. Er, tepkisinin hapse girmesine neden olacağını bile bile gerçekleştirmişti eylemini. Akabinde er mahkemeye verildi. Fakat er de astsubaydan şikayetçi oldu. Sonuç olarak er, emre itaatsizlik ve üste saldırıdan, üst ise asta kaba kuvvet kullanmaktan ceza aldı.

Şüphe götürmez bir gerçek vardır ki; o da, ne olursa olsun, hangi koşulda olursa olsun, eğer kaba kuvvet uygulanan kişi, uygulayana karşı koyacak yeterliliği görürse kendinde bir an bile tereddüt etmeyecektir. 

Şimdi birinci ve ikinci örnek üzerinden iş yerlerimize bir göz atalım... 

Eğer yönetici koltuğunda oturan kişi, kaba kuvvete maruz kalmış, zorlama ve ceza ile yetiştirilmiş biri ise; sonuç ikinci örnekteki gibi olacaktır. Altında çalışan kişilere iş verirken, o kişilerin yaptıkları işleri değerlendirirken işe/işin yapılmasına değil; kişiye odaklanacaktır. Üzüm yemenin değil, bağcıyı dövmenin yollarını arayacaktır.

Sonuç... Samimiyetsiz, işlerin yapılması gerektiği için yapıldığı, çıkar ilişkisine bağlı bir çalışma ortamı... Her an tökezlemeye, çökmeye, yok olmaya mahkum kurumlar...

Tamamen, geri kalmışlığın, sığ görüşün bir yansıması olan bu yöntem işe yarar... Kriz dönemlerinde... İş imkanının az, fakat işsiz sayısının çok fazla olduğu ülkelerde... Emperyal ülkelerin sarıp sarmaladığı, insanların çöpten ekmek topladığı ülkelerde... İktidarın, vatanı parsel parsel sattığı ülkelerde... Yazarların, gazetecilerin, profesörlerin, askerlerin, öğrencilerin tutsak tutulduğu, faili meçhul(!) cinayetlerin işlendiği ülkelerde...

Şöyle bir iş yeri ortamı düşünün... Sıcak, samimi, dürüst ilişkilerin kurulduğu... Alttakinin de üsttekinin de o iş yerinde aynı amaç için bulunduğunun kabul edildiği... Yöneticilerin de, iş görenlerin de sadece birer çalışan olduğunun farkına varıldığı... Aradaki farkın, sadece, bu kişilerin iş tanımlarından kaynaklandığı gerçeğinin görüldüğü... Bütün bu ilişkilerin, suistimal edilmeden, saygı çerçevesinde yürütüldüğü...

Sizce hangisi zirveye koşar; rütbe gücü ile yönetilen bir şirket mi, yoksa bu  örnekteki şirtket mi?

Gözardı edilmemesi gereken nokta,  işyerlerinde kaba kuvvet kullanarak, bağırarak iş yaptırmaya çalışan yöneticilerin, gerçek birer yönetici olmadığıdır. Güç kullanmak insanlarla iletişime geçemeyen, bilgi eksiği olan, “birey” olmayı becerememiş kişilere özgü bir durumdur. Geçici koşullar içinde geçerli olan rütbe gücü, sadece “mevcut” işlerin yapılmasına olanak sağlar; sadece günün kurtarılmasına yarar. 

Diğer yandan, saygının hakim olduğu, mantık çerçevesinde şekillendirilmiş, sağlıklı iletişimin kurulduğu iş yerleri “zirveye mahkum” işletmelerdir.

10.02.2012
Barış Coşkun</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Her ne kadar ceza yöntemi olarak “kısasa kısas” uygulanmasını savunsamda; genel olarak kaba kuvvete karşı biriyimdir. </p>
<p>Küçükken, “adam gibi” ders çalışmadığım, zayıf notlar aldığım, beklenen performansı gösteremediğim için çok dayak yiyen biri olarak; dayağın, kaba kuvvetin bir eğitim aracı olduğunu hiç bir zaman düşünmedim. Dayak, yapılması istenilen şeyi yaptırabilmek için kullanılan bir baskı yöntemidir sadece&#8230; Bir zorlama aracıdır&#8230; </p>
<p>İzlemenizi tavsiye edeceğim, dilimize “Sevimli Canavarlar” diye çevrilen bir animasyon film var&#8230; Canavarlar(!) küçük çocukların yatak odalarındaki dolapların içinden çıkıp, onları korkutuyor. Çocukların korkuyla attıkları çığlıklar da canavarların dünyasına enerji sağlıyor&#8230; Bir gün, canavarlardan biri yine korkutmak üzere bir dolaptan giriverir küçük bir çocuğun yatak odasına&#8230; Ama o da ne, küçük çocuk korkmak yerine kahkahalar atmaya başlar&#8230; Sevimli canavardan hoşlanmıştır&#8230; İşte o an  canavar da fark eder ki, çocuğun attığı kahkaha ile oluşan enerji, korkuyla atılan çığlıktan on kat daha etkilidir&#8230;</p>
<p>Askerlik görevimi yapmış olduğum Mayın Filo Komurtanlığı’nda bir astsubay vardı. Bu astsubay, iki şeyi elinden eksik etmezdi: Kitap ve metal bir cetvel (bu bazen bir odun parçası olurdu). Çok okurdu&#8230; Okuduğunu, alt ya da üst fark etmez, etrafındaki kişilere anlatır, tartışma için ortam yaratmaya çalışırdı. Elindeki cetvele gelince&#8230; Cetvelle, boşta kalan diğer elinin avuç içine şap şap vurarak şöyle derdi: “Eğitim aracını iyi seçeceksin”. Alın size harbi “rütbe gücü”!</p>
<p>Ancak, bir gün o “eli sopalı” astsubaya ne oldu dersiniz? Kendisinden gayet iri kıyım bir erin kaba kuvvetine maruz kaldı. Er, tepkisinin hapse girmesine neden olacağını bile bile gerçekleştirmişti eylemini. Akabinde er mahkemeye verildi. Fakat er de astsubaydan şikayetçi oldu. Sonuç olarak er, emre itaatsizlik ve üste saldırıdan, üst ise asta kaba kuvvet kullanmaktan ceza aldı.</p>
<p>Şüphe götürmez bir gerçek vardır ki; o da, ne olursa olsun, hangi koşulda olursa olsun, eğer kaba kuvvet uygulanan kişi, uygulayana karşı koyacak yeterliliği görürse kendinde bir an bile tereddüt etmeyecektir. </p>
<p>Şimdi birinci ve ikinci örnek üzerinden iş yerlerimize bir göz atalım&#8230; </p>
<p>Eğer yönetici koltuğunda oturan kişi, kaba kuvvete maruz kalmış, zorlama ve ceza ile yetiştirilmiş biri ise; sonuç ikinci örnekteki gibi olacaktır. Altında çalışan kişilere iş verirken, o kişilerin yaptıkları işleri değerlendirirken işe/işin yapılmasına değil; kişiye odaklanacaktır. Üzüm yemenin değil, bağcıyı dövmenin yollarını arayacaktır.</p>
<p>Sonuç&#8230; Samimiyetsiz, işlerin yapılması gerektiği için yapıldığı, çıkar ilişkisine bağlı bir çalışma ortamı&#8230; Her an tökezlemeye, çökmeye, yok olmaya mahkum kurumlar&#8230;</p>
<p>Tamamen, geri kalmışlığın, sığ görüşün bir yansıması olan bu yöntem işe yarar&#8230; Kriz dönemlerinde&#8230; İş imkanının az, fakat işsiz sayısının çok fazla olduğu ülkelerde&#8230; Emperyal ülkelerin sarıp sarmaladığı, insanların çöpten ekmek topladığı ülkelerde&#8230; İktidarın, vatanı parsel parsel sattığı ülkelerde&#8230; Yazarların, gazetecilerin, profesörlerin, askerlerin, öğrencilerin tutsak tutulduğu, faili meçhul(!) cinayetlerin işlendiği ülkelerde&#8230;</p>
<p>Şöyle bir iş yeri ortamı düşünün&#8230; Sıcak, samimi, dürüst ilişkilerin kurulduğu&#8230; Alttakinin de üsttekinin de o iş yerinde aynı amaç için bulunduğunun kabul edildiği&#8230; Yöneticilerin de, iş görenlerin de sadece birer çalışan olduğunun farkına varıldığı&#8230; Aradaki farkın, sadece, bu kişilerin iş tanımlarından kaynaklandığı gerçeğinin görüldüğü&#8230; Bütün bu ilişkilerin, suistimal edilmeden, saygı çerçevesinde yürütüldüğü&#8230;</p>
<p>Sizce hangisi zirveye koşar; rütbe gücü ile yönetilen bir şirket mi, yoksa bu  örnekteki şirtket mi?</p>
<p>Gözardı edilmemesi gereken nokta,  işyerlerinde kaba kuvvet kullanarak, bağırarak iş yaptırmaya çalışan yöneticilerin, gerçek birer yönetici olmadığıdır. Güç kullanmak insanlarla iletişime geçemeyen, bilgi eksiği olan, “birey” olmayı becerememiş kişilere özgü bir durumdur. Geçici koşullar içinde geçerli olan rütbe gücü, sadece “mevcut” işlerin yapılmasına olanak sağlar; sadece günün kurtarılmasına yarar. </p>
<p>Diğer yandan, saygının hakim olduğu, mantık çerçevesinde şekillendirilmiş, sağlıklı iletişimin kurulduğu iş yerleri “zirveye mahkum” işletmelerdir.</p>
<p>10.02.2012<br />
Barış Coşkun</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on Yaratıcı Olamayışımızın Sebebi&#8230; by Barış Coşkun</title>
		<link>http://kirmizimerdiven.com.tr/2011/04/yaratici-olamayisimizin-sebebi/comment-page-1/#comment-3513</link>
		<dc:creator>Barış Coşkun</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Feb 2012 15:21:01 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://kirmizimerdiven.com.tr/?p=1418#comment-3513</guid>
		<description>Türkiye’nin kanayan yarasına dair önemli yazı; elinize sağlık...

1980 ihtilali yapıldığı zaman henüz dört yaşındaydım. İlkokula başladığımda 7. Cumhurbaşanı İhtilalci Kenan Evren hâlâ devletin başındaydı. Hergün, “7. reis-i cumhur kimdir?” sorusu sorularak, adının tekrarlatılması bir yana; konuşmalarımız, okul bahçesindeki koşuşturmalarımız, kız arkadaşlarımızla olan samimiyete dair müdahaleler/baskılar çok da dikkatimi çekmemişti. Çekmişti belki de, yaptığımız yaramazlıklara bağlayıp, içten içe hakediyoruz diye düşünüyordum. 

Beyinlerimizin zehirlendiğinin farkına ancak ortaokulun sonlarına doğru varabildim. Sanırım yeni yeni tanışmaya başladığım sol görüşlü yazarlar, komünizm üzerine okumaya başladığım makaleler, köşe yazıları ve bir de, “gizli gizli(!)” toplanarak yaptığımız fikir tartışmaları yardımcı oldu göremediklerimi görmeme.

Sorun şu ki; bilinmeyeni bilinir kılmak her zaman iyi bir şey değil...

Lise yıllarım asilik yıllarımdı. “Güzel günler göreceğiz” şiarıyla başladığım her günüm sorgulama ve başkaldırı ile geçiyordu. Spor salonu yapılacağı vaadiyle yıllarca toplanan spor parasından, ücretiz olmasını savunduğum eğitim sistemi içinde zorla toplanan katkı payına, İzafiyet teorisinden, Freud’un görüşlerine, büyük şair Nazım’dan Marx’a kadar herşeyi sorguluyor, irdeliyor; bu konularda hakim görüşlere sahip olduğunu düşündüğüm öğretmenlerime, cevaplarını merak ettiğim, sorularımı yönlendiriyordum. Şimdi haklarını yemek olmaz; köy enstitülerinden gelme bir-iki eğitimci ellerinden geldiğince cevaplamaya çalışıyor, kendi görüşlerini aktarıyor, yeni araştırmalara sevk etmek için araştırma niteliğinde yeni sorular soruyordu. Peki geri kalan kısım? Geri kalan büyük çoğunluk? Şöyle bir örnekle cevap verebilirim... Bir gün felsefe dersinde, sorguladığım ve öğretmenime yönlendirdiğim bir konu söz konusu olmuştu. Kendisinin, tıkanıp cevap veremediği bir konu. Tepki cümlesi kısa ve net oldu: “Senin aklın ermez!”.

O ve onun gibi eğitimciler tarafından yetiştirilen bir kuşak söz konusu... O meşhur dönem ve devamındaki eğitim sisteminin kulaklarda yer eden yegane cümlesi “bunları iyi ezberleyin, sınavda soracağım”dır sanırım. Öğrenmeki, düşünmek, sorgulamak yok. Çünkü, senin aklın ermez!

Çalacak pikaba sahip değilseniz eğer, dünyanın en güzel, en değerli plağına sahip olmanız bir şey ifade etmez.

Bütün eğitim yaşamımız boyunca bilgi ile doldurulduk... Doldurulmaya da devam ediyoruz... Nerde ve nasıl kullanacağımızı bilmediğimiz, sadece ezberle mantığı ile empoze edilen, bilgiler... 

Bakın şimdi... 

Malazgirt!

N’oldu? Bin yetmiş bir mi geçti aklınızdan? Doğru bir tarih... Peki, şimdi n’olacak?

Tarihin önemini her zaman savunmuşumdur. Geçmişini bilmeyen bir medeniyetin geleceği yoktur; o medeniyet yok olmaya mahkumdur. Ancak birincisi, artık nerdeyse herkesin anlık bilgisayar erişimi varken, elimizdeki telefonlardan anında internet bağlantısı sağlayabiliyorken... Google’a “Malazgirt” yazdığımız anda arama penceresinde “1071” yazıyorken neden beynimizi böylesine gereksiz bir bilgiyle meşgul ediyoruz. “Aman ne olacak ki canım, altı üstü bir-iki kelime, bir-iki rakam” demeyin. Denilemeyecek kadar önemli çünkü.

Beynimizi isimlerle, telefon numaraları ile, tarihlerle, bilmem ne aletinin özellikleri ile vs vs. doldurup duruyoruz... Evet, beynimiz çok geniş bir kapasiteye sahip olabilir. Şöyle bir örnekle açıklamaya çalışayım. Evinizdeki, onlarca yıldır düzenli olarak aldığınız, eşyaları iplerle birbirine bağlıyorsunuz. Her bir eşya diğerlerine bağlı;  birbirleri arasında uzanan ipler var... Gün gelecek evinizde o kadar çok eşya birikecek ki, dışardan yeni bir eşya getirdiğinizde artık onu diğerlerine bağlamakta zorlanacaksınız; belki de sıkılıp bağlamayı bırakacaksınız.  İşte beynimiz de aynen böyle. Bilgi haznemize kaydetmiş olduğumuz her yeni “girdi”, sinirler aracılığı ile, daha öncekilerle bağlanır. Aynı kategoride olanlar birleşip gruplar oluşturur. Gruplar büyüdükçe tek tük kalan “yalnızlar” körelmeye yüz tutar; gün gelir yok olur. 

Toparlayayım...

Kim bilir kaç çocuğun elinden çekilip alınmıştır, çalmaya çalıştığı flüt; “yeter bu kadar gürültü yaptığın” denilerek... Kimbilir kaç çocuk azar işitmiştir, saatlerce uğraşıp yaptığı resim için; “bunlarla uğraşacağına derslerine çalış” diye... Kim bilir kaç çocuğun oyuncakları atılmıştır; “koca adam oldun, artık büyü” diye... Kim bilir kaç çocuk, kaç kez dayak yemiştir aldığı zayıf notlar yüzünden...

Belki de Mozart olacaktı içimizden biri... Belki de yeni bir Leonardo da Vinci çıkacaktı... Yok, hemen küçümsemeyin kendinizi... Sunay Akın’dan bir alıntı yapacağım: “Bizde oyuncaklar, oyuncaklarla oynamak küçümsenmiştir hep. Dilimize bile yerleşmiştir... Büyü artık... Çocuk musun sen... Çocuk işi... Oysaki, bugünün Ay’a roket gönderen bilim insanları, dün o roketin maketleri ile oynayan çocuklardan başkası değildir.” 

Bilgi çağında yaşıyoruz. Bilginin çok değerli olduğu bir dönemdeyiz... Fakat o bilgiyi işleyebilme kabiliyetinin, o bilginin kendisinden çok ama çok daha değerli olduğunu görüp; adımlarımızı buna uygun atmak zorundayız.

08.02.2012
Barış Coşkun</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin kanayan yarasına dair önemli yazı; elinize sağlık&#8230;</p>
<p>1980 ihtilali yapıldığı zaman henüz dört yaşındaydım. İlkokula başladığımda 7. Cumhurbaşanı İhtilalci Kenan Evren hâlâ devletin başındaydı. Hergün, “7. reis-i cumhur kimdir?” sorusu sorularak, adının tekrarlatılması bir yana; konuşmalarımız, okul bahçesindeki koşuşturmalarımız, kız arkadaşlarımızla olan samimiyete dair müdahaleler/baskılar çok da dikkatimi çekmemişti. Çekmişti belki de, yaptığımız yaramazlıklara bağlayıp, içten içe hakediyoruz diye düşünüyordum. </p>
<p>Beyinlerimizin zehirlendiğinin farkına ancak ortaokulun sonlarına doğru varabildim. Sanırım yeni yeni tanışmaya başladığım sol görüşlü yazarlar, komünizm üzerine okumaya başladığım makaleler, köşe yazıları ve bir de, “gizli gizli(!)” toplanarak yaptığımız fikir tartışmaları yardımcı oldu göremediklerimi görmeme.</p>
<p>Sorun şu ki; bilinmeyeni bilinir kılmak her zaman iyi bir şey değil&#8230;</p>
<p>Lise yıllarım asilik yıllarımdı. “Güzel günler göreceğiz” şiarıyla başladığım her günüm sorgulama ve başkaldırı ile geçiyordu. Spor salonu yapılacağı vaadiyle yıllarca toplanan spor parasından, ücretiz olmasını savunduğum eğitim sistemi içinde zorla toplanan katkı payına, İzafiyet teorisinden, Freud’un görüşlerine, büyük şair Nazım’dan Marx’a kadar herşeyi sorguluyor, irdeliyor; bu konularda hakim görüşlere sahip olduğunu düşündüğüm öğretmenlerime, cevaplarını merak ettiğim, sorularımı yönlendiriyordum. Şimdi haklarını yemek olmaz; köy enstitülerinden gelme bir-iki eğitimci ellerinden geldiğince cevaplamaya çalışıyor, kendi görüşlerini aktarıyor, yeni araştırmalara sevk etmek için araştırma niteliğinde yeni sorular soruyordu. Peki geri kalan kısım? Geri kalan büyük çoğunluk? Şöyle bir örnekle cevap verebilirim&#8230; Bir gün felsefe dersinde, sorguladığım ve öğretmenime yönlendirdiğim bir konu söz konusu olmuştu. Kendisinin, tıkanıp cevap veremediği bir konu. Tepki cümlesi kısa ve net oldu: “Senin aklın ermez!”.</p>
<p>O ve onun gibi eğitimciler tarafından yetiştirilen bir kuşak söz konusu&#8230; O meşhur dönem ve devamındaki eğitim sisteminin kulaklarda yer eden yegane cümlesi “bunları iyi ezberleyin, sınavda soracağım”dır sanırım. Öğrenmeki, düşünmek, sorgulamak yok. Çünkü, senin aklın ermez!</p>
<p>Çalacak pikaba sahip değilseniz eğer, dünyanın en güzel, en değerli plağına sahip olmanız bir şey ifade etmez.</p>
<p>Bütün eğitim yaşamımız boyunca bilgi ile doldurulduk&#8230; Doldurulmaya da devam ediyoruz&#8230; Nerde ve nasıl kullanacağımızı bilmediğimiz, sadece ezberle mantığı ile empoze edilen, bilgiler&#8230; </p>
<p>Bakın şimdi&#8230; </p>
<p>Malazgirt!</p>
<p>N’oldu? Bin yetmiş bir mi geçti aklınızdan? Doğru bir tarih&#8230; Peki, şimdi n’olacak?</p>
<p>Tarihin önemini her zaman savunmuşumdur. Geçmişini bilmeyen bir medeniyetin geleceği yoktur; o medeniyet yok olmaya mahkumdur. Ancak birincisi, artık nerdeyse herkesin anlık bilgisayar erişimi varken, elimizdeki telefonlardan anında internet bağlantısı sağlayabiliyorken&#8230; Google’a “Malazgirt” yazdığımız anda arama penceresinde “1071” yazıyorken neden beynimizi böylesine gereksiz bir bilgiyle meşgul ediyoruz. “Aman ne olacak ki canım, altı üstü bir-iki kelime, bir-iki rakam” demeyin. Denilemeyecek kadar önemli çünkü.</p>
<p>Beynimizi isimlerle, telefon numaraları ile, tarihlerle, bilmem ne aletinin özellikleri ile vs vs. doldurup duruyoruz&#8230; Evet, beynimiz çok geniş bir kapasiteye sahip olabilir. Şöyle bir örnekle açıklamaya çalışayım. Evinizdeki, onlarca yıldır düzenli olarak aldığınız, eşyaları iplerle birbirine bağlıyorsunuz. Her bir eşya diğerlerine bağlı;  birbirleri arasında uzanan ipler var&#8230; Gün gelecek evinizde o kadar çok eşya birikecek ki, dışardan yeni bir eşya getirdiğinizde artık onu diğerlerine bağlamakta zorlanacaksınız; belki de sıkılıp bağlamayı bırakacaksınız.  İşte beynimiz de aynen böyle. Bilgi haznemize kaydetmiş olduğumuz her yeni “girdi”, sinirler aracılığı ile, daha öncekilerle bağlanır. Aynı kategoride olanlar birleşip gruplar oluşturur. Gruplar büyüdükçe tek tük kalan “yalnızlar” körelmeye yüz tutar; gün gelir yok olur. </p>
<p>Toparlayayım&#8230;</p>
<p>Kim bilir kaç çocuğun elinden çekilip alınmıştır, çalmaya çalıştığı flüt; “yeter bu kadar gürültü yaptığın” denilerek&#8230; Kimbilir kaç çocuk azar işitmiştir, saatlerce uğraşıp yaptığı resim için; “bunlarla uğraşacağına derslerine çalış” diye&#8230; Kim bilir kaç çocuğun oyuncakları atılmıştır; “koca adam oldun, artık büyü” diye&#8230; Kim bilir kaç çocuk, kaç kez dayak yemiştir aldığı zayıf notlar yüzünden&#8230;</p>
<p>Belki de Mozart olacaktı içimizden biri&#8230; Belki de yeni bir Leonardo da Vinci çıkacaktı&#8230; Yok, hemen küçümsemeyin kendinizi&#8230; Sunay Akın’dan bir alıntı yapacağım: “Bizde oyuncaklar, oyuncaklarla oynamak küçümsenmiştir hep. Dilimize bile yerleşmiştir&#8230; Büyü artık&#8230; Çocuk musun sen&#8230; Çocuk işi&#8230; Oysaki, bugünün Ay’a roket gönderen bilim insanları, dün o roketin maketleri ile oynayan çocuklardan başkası değildir.” </p>
<p>Bilgi çağında yaşıyoruz. Bilginin çok değerli olduğu bir dönemdeyiz&#8230; Fakat o bilgiyi işleyebilme kabiliyetinin, o bilginin kendisinden çok ama çok daha değerli olduğunu görüp; adımlarımızı buna uygun atmak zorundayız.</p>
<p>08.02.2012<br />
Barış Coşkun</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on İK&#8217;cının Kumdan Kaleleri by Tugsel Akyol</title>
		<link>http://kirmizimerdiven.com.tr/2012/01/ikcinin-kumdan-kaleleri/comment-page-1/#comment-3502</link>
		<dc:creator>Tugsel Akyol</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Feb 2012 20:53:39 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://kirmizimerdiven.com.tr/?p=1546#comment-3502</guid>
		<description>Burcu Hanım merhaba,

Bu konu şüphesiz zor.  İnsan ile ilgili her konu böyle; hiçbir standarda oturtamıyorsunuz.  
Güzel yorumlarınız için teşekkür ederim, sonraki yazıma da yorumlarınızı beklerim.

İyi çalışmalar,
Tuğsel</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Burcu Hanım merhaba,</p>
<p>Bu konu şüphesiz zor.  İnsan ile ilgili her konu böyle; hiçbir standarda oturtamıyorsunuz.<br />
Güzel yorumlarınız için teşekkür ederim, sonraki yazıma da yorumlarınızı beklerim.</p>
<p>İyi çalışmalar,<br />
Tuğsel</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on İK&#8217;cının Kumdan Kaleleri by Tugsel Akyol</title>
		<link>http://kirmizimerdiven.com.tr/2012/01/ikcinin-kumdan-kaleleri/comment-page-1/#comment-3501</link>
		<dc:creator>Tugsel Akyol</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Feb 2012 20:50:54 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://kirmizimerdiven.com.tr/?p=1546#comment-3501</guid>
		<description>Barış merhaba,

Tebrik ederim, harika yazmışsın görüşlerini.  Bir blog yazarı olmanı tavsiye ederim öncelikle.

Yazdıklarına satır satır cevap vermeyeceğim çünkü yazımda da belirttiğim gibi, devamını kısa bir süre sonra blogumda yazmayı planlıyorum.  Sanıyorum ikinci yazımdan sonra savlarımı daha net ifade etmiş olacağım.

Sonraki yazımın temel destek noktası şu olacak: &quot;Bazı şeyleri iyi ayırmamız lazım: Tatmin - Motivasyon&quot;.

Yorumlarını ikinci yazımda da beklerim.

Sevgiler,
Tuğsel</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Barış merhaba,</p>
<p>Tebrik ederim, harika yazmışsın görüşlerini.  Bir blog yazarı olmanı tavsiye ederim öncelikle.</p>
<p>Yazdıklarına satır satır cevap vermeyeceğim çünkü yazımda da belirttiğim gibi, devamını kısa bir süre sonra blogumda yazmayı planlıyorum.  Sanıyorum ikinci yazımdan sonra savlarımı daha net ifade etmiş olacağım.</p>
<p>Sonraki yazımın temel destek noktası şu olacak: &#8220;Bazı şeyleri iyi ayırmamız lazım: Tatmin &#8211; Motivasyon&#8221;.</p>
<p>Yorumlarını ikinci yazımda da beklerim.</p>
<p>Sevgiler,<br />
Tuğsel</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on İK&#8217;cının Kumdan Kaleleri by P.Burcu A.Afşaroğlu</title>
		<link>http://kirmizimerdiven.com.tr/2012/01/ikcinin-kumdan-kaleleri/comment-page-1/#comment-3500</link>
		<dc:creator>P.Burcu A.Afşaroğlu</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Feb 2012 20:32:25 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://kirmizimerdiven.com.tr/?p=1546#comment-3500</guid>
		<description>Tuğsel Bey Merhaba;
Sizinle tanıştıktan sonra sitenizi yakından takip etmeye başladım.Karşılaştığınız olayları bu şekilde kaleme almanız bir okuyucu olarak söylemeliyim ki çok keyifli ve öğretici. Yolun sonuna bir hedef ve karşılığında ödül koyarsan,O insanı sadece çalıştırmış olursun.Motivenin böyle bişey olmaması gerektiğini ve neden bunların beni tatmin etmediğini sorardım kendime!Hala daha etmiyor.Takdir edilmek kadar güzel bir motive şekli yok herhalde.Sayenizde kendimi daha da yakından tanıma fırsatı buluyorum.Bir sonraki yazınızı sabırsızlıkla bekliyorum.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Tuğsel Bey Merhaba;<br />
Sizinle tanıştıktan sonra sitenizi yakından takip etmeye başladım.Karşılaştığınız olayları bu şekilde kaleme almanız bir okuyucu olarak söylemeliyim ki çok keyifli ve öğretici. Yolun sonuna bir hedef ve karşılığında ödül koyarsan,O insanı sadece çalıştırmış olursun.Motivenin böyle bişey olmaması gerektiğini ve neden bunların beni tatmin etmediğini sorardım kendime!Hala daha etmiyor.Takdir edilmek kadar güzel bir motive şekli yok herhalde.Sayenizde kendimi daha da yakından tanıma fırsatı buluyorum.Bir sonraki yazınızı sabırsızlıkla bekliyorum.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on İK&#8217;cının Kumdan Kaleleri by Barış Coşkun</title>
		<link>http://kirmizimerdiven.com.tr/2012/01/ikcinin-kumdan-kaleleri/comment-page-1/#comment-3496</link>
		<dc:creator>Barış Coşkun</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Feb 2012 13:57:33 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://kirmizimerdiven.com.tr/?p=1546#comment-3496</guid>
		<description>Elinize sağlık, güzel ve geniş bir konuya değinmişsiniz; bir iki nokta üzerinde görüş bildirmek isterim. Vermiş olduğunuz örnek ifadelerle başlayalım...

Eğer bu raporu zamanında tamamlarsan sana bir sinema bileti vereceğim! - Söz konusu sinema bileti, gitmeyi çok istediğim, ancak kapalı gişe olmasından dolayı bilet bulamadığım bir film ise, söz konusu raporu zamanında tamamlamam için bir motivasyon aracıdır. Muhtemelen, sadece o raporun hazırlanmasına özel bir mativasyon sağlayacaktır.

Arkadaşlar, satış hedeflerine ulaşırsak hafta sonu sizi içmeye götüreceğim! - Çalıştığım ekip “kafa dengi” ise, onlarla iş alanı dışında biraraya gelip, sohbet etmeyi, sosyalleşmeyi seviyorsam; zaten, zaman zaman çıkıp birlikte içiyorsak... “Çaylar şirketten” misali bir motivasyon kaynağı olabilir.

Bonuslarınız bu sunumun iyi geçmesine bağlı, haydi göreyim sizi! - Tehditvari bir cümle. Ters tepecek; motivasyon düşüklüğüne yol açacaktır.

Çok çalıştınız, çok yoruldunuz, eğer böyle giderseniz hepinize yıl sonunda %5 daha fazla maaş zammı yapacağım! - Çalışana hakkı teslim ediliyor. İşi bitirmek için çok çalıştıklarının ve çok yorulduklarının görüldüğü dile getiriliyor. Ayrıca, hakettikleri maaş zammına ek olarak %5 “daha fazla” bir artış olacağı dile getiriliyor. Kesinlikle bir motivasyon cümlesidir. 

Kim daha hızlı çalışırsa ayın personeli o seçilir! -  Hiç bir anlamı ve değeri yok...

Peki motivasyon nedir? En yalın hali ile motivasyon, bireyin hareketlerinin arkasında bulunan güçtür.

Son dönemde dikkatimi çeken bir çaba söz konusu. “İşveren” tarafı çalışanlara ne ile motive olup, ne ile motive olamayacağını öğretmeye, aşılamaya, empoze etmeye çalışıyor. Doğal olarak da, bunun kapitalist düzen içinde yeni bir metod mu olduğu sorusu geliyor insanın aklına.

Yazınızın tamamına karşı çıkıyorum gibi de algılanmasın tabi. Motivasyonun iç ve dış olarak ikiye ayrıldığını düşünüyor ve savunuyorum. İşte, son dönemdeki motivasyonun “başkalaştırılma” çabası da burda ortaya çıkıyor. Çünkü, bir işin, o işi yapacak kişi tarafından isteyerek yapılması iki türlü olur. O işe olan ilgisi, merakı, sevgisi nedeniyle kendini tam olarak vererek çalışması iç; o işi başkası tarafından istenilen şekilde yapılması karşılığında taahhüt edilen “şey” ise dış motivasyonu oluşturur.

Örneğin mesleğine aşık, bu işi yapmaktan zevk alan, sürekli yeni keşifler peşinde koşmaktan büyük keyif alan bir fotoğrafçı... Kah yol-iz olmayan dağlara atacaktır kendini, kah kanlı bir savaşın ortasına... Tereddüt etmeyecektir, uçurumun kenarında inadına yaşayan rengarenk bir çiçeğin fotoğrafını çekerken; ayağım tökezlerde yüzlerce metre aşağıdaki kayaların üzerine çakılırım diye. Ya da, gözleri önünde yaşanan vahşeti dünyaya duyurma çabalarını, yanından geçip giden mermiler engelleyemeyecektir.

Diğer yandan, masa başında, kömür ocaklarında, tarlada ırgatlıkta... Bir başkasının yanında çalışan insanlar, beklentileri doğrultusunda, maddi ya da manevi ihtiyaçları karşılandığı sürece o işi yapma arzusunda olurlar. 

Tartışmanın, ayrımların ortaya çıktığı ince noktalardan birine geldik yine...  İşkolik (alkoliklik gibi tedavi edilmesi gereken bir hastalık olduğuna inanıyorum) olmayan herkesin kabul etmesi gereken bir gerçek vardır ki; o da, ne iş yerlerimiz mabettir, ne de bizler rahibiz...

Şu yadsınamaz bir gerçektir ki, kişinin kendi içsel motivasyonu ile bir işi gerçekleştirmesi dış motivasyondan hem daha etkili hem de daha uzun süreli olacaktır. Vaad edilen dış motivasyon kaynağı onu elde edinceye kadar yüksek, elde ettikten sonra da kısa bir süre yatay ve akabinde de düşey seyir izleyecektir. 

Lise çağlarımda bir arkadaşımın babası iş görüşmesine gitmişti. Görüşmenin sonlarına doğru işverenle aralarında şöyle bir konuşma geçiyor:

- Evet, bizim istediğimiz özelliklere sahipsin; ancak bizim ihtiyacımız olan kişi mümkün olduğunca dışsal sorunlarından arınmış, kendisinin ve ailesinin geleceği hakkında bir tereddüte düşmeden bizim için çalışmalı. Aklın ailende kalmadan çalışman için ne kadar maaşa ihtiyacın olduğunu düşünüyorsun?

Kısa bir süre düşündükten sonra...

- Yüz bin lira.

- Biz sana iki yüz bin lira veriyoruz ve bizim için çalışmanı istiyoruz. Tabiki, insanlık hali, bunun hastalığı var, vs var; böyle bir şey olursa her zaman yanındayız. Bu para, sadece, kendini güvende hissetmen için... 

Böyle bir örnekten sonra düşüncelerinizi okuyabiliyorum. “Adam maddiyata bağlamış işi!” Değil. Hepimiz bir işe ihtiyaç duyarız. Çünkü dışardaki gerçek yaşamlarımızı idame edebilmek için bir “satın alma aracına” ihtiyacımız var. Bu devirdeki satın alma aracı olan “para”yı elde edebilmek için de işe ihtiyacımız var. Fakat konuşmadaki bir noktaya dikkatinizi çekmek isterim. İş veren, “burası bir aile ve biz senin yanındayız” mesajını veriyor. İhtiyacı olan maddi talebe cevap verirken, bu günlerde çoğu iş verenin önemsemediği, manevi sahiplenme, yanında olma, koruma, kollama ihtiyacına da cevap veriyor. 

Üzerinde düzinelerce kitap yazılmış olan bir konuda iki sayfa yazıp çözdüm demek olmaz tabi... Hele hele uzmanlık alanım bile değilken! Ancak, ben daha değerli bir bilgiye sahip olduğumu düşünüyorum... Birincisi, ben de motivasyona ihtiyacı olan bir kişiyim ve beni nelerin motive edeceğini ya da nelerin motivasyonumu olumsuz etkilediğini gayet iyi biliyorum. İkincisi ise, gözlem yapmayı severim.

Benim maaşım yetersiz, kabuslarla geçen gecenin sabahında, bu akşam sofraya yemek koyabilecek miyim acaba diye gözlerini yeni güne açan birine istediğiniz ünvanı verin; nafile... Sen bundan sonra genel müdürsün desen ne olacak; adam yemeye ekmek bulamıyor! Diğer yandan, ben yetki istiyorum diyen birine ihtiyacından fazla zam yapmanın anlamsızlığı da ortada. Anadolu’da bir tabir vardır; atın önüne et, itin önüne ot atmak diye... Sen ihtiyaç, beklenti analizi yapmaz ve kafana göre değerlendirme yaparsan; ne motivasyon kalır ne de motive olmuş çalışanlara ihtiyacı olacak iş yeri...

Vermiş olduğunuz örnek ifadelerin sonuncusuna tekrar dönmek istiyorum. “Kim daha hızlı çalışırsa ayın personeli o seçilir!”  Bunun yerine şöyle söylenseydi “performans kriteleri şunlardır, ayın elemanı bunları yerine getirenler arasından seçilir, on defa ayın elemanı seçilen kişi de şefliğe terfi eder, maaşı da paralel olarak artar”. Bence çok daha etkili bir cümle... Ve performansa, motivasyona etkisi olumlu olacaktır. 

Ne dediğinizi duyuyorum... “Bu motivasyon değil ki; işin yapılması için verilen bir rüşvet”. Nerden baktığınızla ilgili bir konu bu. Benim ne ile motive olacağıma, ne olursa o işi yapma isteği duyacağıma kimse karar veremez. Bunu ben bilirim... Bu, sofraya koyacak yemeğim yokken bir lokma ekmek olur... Cebimde param varken emir komuta zincirinde bana güç kazandıracak terfi olur... 

Maddi ya da manevi ne olursa olsun, her şeyin bir etki gücü ve etki süresi vardır. İlk çıkan cep telefonlarını düşünün; hatta çağrı cihazlarını... Sadece “beni ara” demeye yarayan cihazlar yerlerini fotoğraf/video çekebilen, koordinatlarını girdiğiniz yere sizi ulaştıran, aradığınız kişinin gözlerinin içine bakarak konuştuğunuz uçuk aletlere bıraktı yerini... Gelişmenin -buna paralel olarak da beklentilerin- sürekli arttığı bir dünyada, hiç kimsenin daimi motivasyona sahip olması beklenemez. 

Motivasyon bir işi yapma isteği olarak tanımlanırsa şayet... Çalışan için önemli olan şey isteğin kendisi değil, o isteği oluşturacak aracın kendisidir. Bunun genel bir tarifi  falan da yoktur. On beş bin lira kazanan milletvekili de geçinemiyorum diyor, beş yüz lira ile dört kişilik ailesini geçindirmeye çalışan millette!

Dolayısı ile de, savunuyorum ki; havuç motivasyon sağlar! 

Siz beş yüz lira ile ayakta kalmaya çalışan kişiye iki bin beş yüz lira verin... Bunu da falanca işin tarif edilen şekilde yapılmasına bağlayın... O kişi o işi tarif edilen şekilde yapmak isteyecektir. Çünkü, sonucunda elde edeceği yarar onun “asıl isteği”dir. 

Şöyle bir şey yoktur... “Ben bu işi yapmak istemiyorum, ama istemediğim halde yapıyorum.” Hiç kimse istemediği bir şeyi yapmaz... Fakat şu da yoktur... “Bi koşu şu firmaya gideyim de masaların tozunu alayım, çöpleri boşaltayım” Neden!? Psikolojik bir bozukluğun mu var!... Teşvik edici bir neden gerekir... 

Son söz olarak şöyle bir saptama yapmak istiyorum... Kişi kendisi ile ilgili olan, yapmaktan haz duyduğu, kişişel beklenti ve inaçları ile örtüşen şeyleri kendi isteği ile (içsel motivasyon) yapar. Kişi başkasına ait olan, ama yaptığı takdirde kendi çıkar ve beklentilerine ulaşabilecek “aracıları” elde etmesine neden olacak şeyleri yine kendi isteği ile, ancak karşılığında elde edeceği fayda ölçütünde yapar (dışsal motivasyon.)

Bir insan yemeden içmeden ne kadar hayatta kalabilir? Diyebilir mi ki; “bu konuda çok istekliyim, benim içsel enerjim ayakta kalmama yeterlidir”? Ya da, Güneş olmadan Dünya’daki mevcut yaşam ne kadar dayanabilir? 

Neler motive eder sorusunun bendeki cevabı ise... Ne istediğimi, ne ile mutlu olacağımı, beni nelerin motive edeceğini ben bilirim; ben karar veririm. Elde edip edememe ayrı bir konu... 

07.02.2012
Barış Coşkun</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Elinize sağlık, güzel ve geniş bir konuya değinmişsiniz; bir iki nokta üzerinde görüş bildirmek isterim. Vermiş olduğunuz örnek ifadelerle başlayalım&#8230;</p>
<p>Eğer bu raporu zamanında tamamlarsan sana bir sinema bileti vereceğim! &#8211; Söz konusu sinema bileti, gitmeyi çok istediğim, ancak kapalı gişe olmasından dolayı bilet bulamadığım bir film ise, söz konusu raporu zamanında tamamlamam için bir motivasyon aracıdır. Muhtemelen, sadece o raporun hazırlanmasına özel bir mativasyon sağlayacaktır.</p>
<p>Arkadaşlar, satış hedeflerine ulaşırsak hafta sonu sizi içmeye götüreceğim! &#8211; Çalıştığım ekip “kafa dengi” ise, onlarla iş alanı dışında biraraya gelip, sohbet etmeyi, sosyalleşmeyi seviyorsam; zaten, zaman zaman çıkıp birlikte içiyorsak&#8230; “Çaylar şirketten” misali bir motivasyon kaynağı olabilir.</p>
<p>Bonuslarınız bu sunumun iyi geçmesine bağlı, haydi göreyim sizi! &#8211; Tehditvari bir cümle. Ters tepecek; motivasyon düşüklüğüne yol açacaktır.</p>
<p>Çok çalıştınız, çok yoruldunuz, eğer böyle giderseniz hepinize yıl sonunda %5 daha fazla maaş zammı yapacağım! &#8211; Çalışana hakkı teslim ediliyor. İşi bitirmek için çok çalıştıklarının ve çok yorulduklarının görüldüğü dile getiriliyor. Ayrıca, hakettikleri maaş zammına ek olarak %5 “daha fazla” bir artış olacağı dile getiriliyor. Kesinlikle bir motivasyon cümlesidir. </p>
<p>Kim daha hızlı çalışırsa ayın personeli o seçilir! &#8211;  Hiç bir anlamı ve değeri yok&#8230;</p>
<p>Peki motivasyon nedir? En yalın hali ile motivasyon, bireyin hareketlerinin arkasında bulunan güçtür.</p>
<p>Son dönemde dikkatimi çeken bir çaba söz konusu. “İşveren” tarafı çalışanlara ne ile motive olup, ne ile motive olamayacağını öğretmeye, aşılamaya, empoze etmeye çalışıyor. Doğal olarak da, bunun kapitalist düzen içinde yeni bir metod mu olduğu sorusu geliyor insanın aklına.</p>
<p>Yazınızın tamamına karşı çıkıyorum gibi de algılanmasın tabi. Motivasyonun iç ve dış olarak ikiye ayrıldığını düşünüyor ve savunuyorum. İşte, son dönemdeki motivasyonun “başkalaştırılma” çabası da burda ortaya çıkıyor. Çünkü, bir işin, o işi yapacak kişi tarafından isteyerek yapılması iki türlü olur. O işe olan ilgisi, merakı, sevgisi nedeniyle kendini tam olarak vererek çalışması iç; o işi başkası tarafından istenilen şekilde yapılması karşılığında taahhüt edilen “şey” ise dış motivasyonu oluşturur.</p>
<p>Örneğin mesleğine aşık, bu işi yapmaktan zevk alan, sürekli yeni keşifler peşinde koşmaktan büyük keyif alan bir fotoğrafçı&#8230; Kah yol-iz olmayan dağlara atacaktır kendini, kah kanlı bir savaşın ortasına&#8230; Tereddüt etmeyecektir, uçurumun kenarında inadına yaşayan rengarenk bir çiçeğin fotoğrafını çekerken; ayağım tökezlerde yüzlerce metre aşağıdaki kayaların üzerine çakılırım diye. Ya da, gözleri önünde yaşanan vahşeti dünyaya duyurma çabalarını, yanından geçip giden mermiler engelleyemeyecektir.</p>
<p>Diğer yandan, masa başında, kömür ocaklarında, tarlada ırgatlıkta&#8230; Bir başkasının yanında çalışan insanlar, beklentileri doğrultusunda, maddi ya da manevi ihtiyaçları karşılandığı sürece o işi yapma arzusunda olurlar. </p>
<p>Tartışmanın, ayrımların ortaya çıktığı ince noktalardan birine geldik yine&#8230;  İşkolik (alkoliklik gibi tedavi edilmesi gereken bir hastalık olduğuna inanıyorum) olmayan herkesin kabul etmesi gereken bir gerçek vardır ki; o da, ne iş yerlerimiz mabettir, ne de bizler rahibiz&#8230;</p>
<p>Şu yadsınamaz bir gerçektir ki, kişinin kendi içsel motivasyonu ile bir işi gerçekleştirmesi dış motivasyondan hem daha etkili hem de daha uzun süreli olacaktır. Vaad edilen dış motivasyon kaynağı onu elde edinceye kadar yüksek, elde ettikten sonra da kısa bir süre yatay ve akabinde de düşey seyir izleyecektir. </p>
<p>Lise çağlarımda bir arkadaşımın babası iş görüşmesine gitmişti. Görüşmenin sonlarına doğru işverenle aralarında şöyle bir konuşma geçiyor:</p>
<p>- Evet, bizim istediğimiz özelliklere sahipsin; ancak bizim ihtiyacımız olan kişi mümkün olduğunca dışsal sorunlarından arınmış, kendisinin ve ailesinin geleceği hakkında bir tereddüte düşmeden bizim için çalışmalı. Aklın ailende kalmadan çalışman için ne kadar maaşa ihtiyacın olduğunu düşünüyorsun?</p>
<p>Kısa bir süre düşündükten sonra&#8230;</p>
<p>- Yüz bin lira.</p>
<p>- Biz sana iki yüz bin lira veriyoruz ve bizim için çalışmanı istiyoruz. Tabiki, insanlık hali, bunun hastalığı var, vs var; böyle bir şey olursa her zaman yanındayız. Bu para, sadece, kendini güvende hissetmen için&#8230; </p>
<p>Böyle bir örnekten sonra düşüncelerinizi okuyabiliyorum. “Adam maddiyata bağlamış işi!” Değil. Hepimiz bir işe ihtiyaç duyarız. Çünkü dışardaki gerçek yaşamlarımızı idame edebilmek için bir “satın alma aracına” ihtiyacımız var. Bu devirdeki satın alma aracı olan “para”yı elde edebilmek için de işe ihtiyacımız var. Fakat konuşmadaki bir noktaya dikkatinizi çekmek isterim. İş veren, “burası bir aile ve biz senin yanındayız” mesajını veriyor. İhtiyacı olan maddi talebe cevap verirken, bu günlerde çoğu iş verenin önemsemediği, manevi sahiplenme, yanında olma, koruma, kollama ihtiyacına da cevap veriyor. </p>
<p>Üzerinde düzinelerce kitap yazılmış olan bir konuda iki sayfa yazıp çözdüm demek olmaz tabi&#8230; Hele hele uzmanlık alanım bile değilken! Ancak, ben daha değerli bir bilgiye sahip olduğumu düşünüyorum&#8230; Birincisi, ben de motivasyona ihtiyacı olan bir kişiyim ve beni nelerin motive edeceğini ya da nelerin motivasyonumu olumsuz etkilediğini gayet iyi biliyorum. İkincisi ise, gözlem yapmayı severim.</p>
<p>Benim maaşım yetersiz, kabuslarla geçen gecenin sabahında, bu akşam sofraya yemek koyabilecek miyim acaba diye gözlerini yeni güne açan birine istediğiniz ünvanı verin; nafile&#8230; Sen bundan sonra genel müdürsün desen ne olacak; adam yemeye ekmek bulamıyor! Diğer yandan, ben yetki istiyorum diyen birine ihtiyacından fazla zam yapmanın anlamsızlığı da ortada. Anadolu’da bir tabir vardır; atın önüne et, itin önüne ot atmak diye&#8230; Sen ihtiyaç, beklenti analizi yapmaz ve kafana göre değerlendirme yaparsan; ne motivasyon kalır ne de motive olmuş çalışanlara ihtiyacı olacak iş yeri&#8230;</p>
<p>Vermiş olduğunuz örnek ifadelerin sonuncusuna tekrar dönmek istiyorum. “Kim daha hızlı çalışırsa ayın personeli o seçilir!”  Bunun yerine şöyle söylenseydi “performans kriteleri şunlardır, ayın elemanı bunları yerine getirenler arasından seçilir, on defa ayın elemanı seçilen kişi de şefliğe terfi eder, maaşı da paralel olarak artar”. Bence çok daha etkili bir cümle&#8230; Ve performansa, motivasyona etkisi olumlu olacaktır. </p>
<p>Ne dediğinizi duyuyorum&#8230; “Bu motivasyon değil ki; işin yapılması için verilen bir rüşvet”. Nerden baktığınızla ilgili bir konu bu. Benim ne ile motive olacağıma, ne olursa o işi yapma isteği duyacağıma kimse karar veremez. Bunu ben bilirim&#8230; Bu, sofraya koyacak yemeğim yokken bir lokma ekmek olur&#8230; Cebimde param varken emir komuta zincirinde bana güç kazandıracak terfi olur&#8230; </p>
<p>Maddi ya da manevi ne olursa olsun, her şeyin bir etki gücü ve etki süresi vardır. İlk çıkan cep telefonlarını düşünün; hatta çağrı cihazlarını&#8230; Sadece “beni ara” demeye yarayan cihazlar yerlerini fotoğraf/video çekebilen, koordinatlarını girdiğiniz yere sizi ulaştıran, aradığınız kişinin gözlerinin içine bakarak konuştuğunuz uçuk aletlere bıraktı yerini&#8230; Gelişmenin -buna paralel olarak da beklentilerin- sürekli arttığı bir dünyada, hiç kimsenin daimi motivasyona sahip olması beklenemez. </p>
<p>Motivasyon bir işi yapma isteği olarak tanımlanırsa şayet&#8230; Çalışan için önemli olan şey isteğin kendisi değil, o isteği oluşturacak aracın kendisidir. Bunun genel bir tarifi  falan da yoktur. On beş bin lira kazanan milletvekili de geçinemiyorum diyor, beş yüz lira ile dört kişilik ailesini geçindirmeye çalışan millette!</p>
<p>Dolayısı ile de, savunuyorum ki; havuç motivasyon sağlar! </p>
<p>Siz beş yüz lira ile ayakta kalmaya çalışan kişiye iki bin beş yüz lira verin&#8230; Bunu da falanca işin tarif edilen şekilde yapılmasına bağlayın&#8230; O kişi o işi tarif edilen şekilde yapmak isteyecektir. Çünkü, sonucunda elde edeceği yarar onun “asıl isteği”dir. </p>
<p>Şöyle bir şey yoktur&#8230; “Ben bu işi yapmak istemiyorum, ama istemediğim halde yapıyorum.” Hiç kimse istemediği bir şeyi yapmaz&#8230; Fakat şu da yoktur&#8230; “Bi koşu şu firmaya gideyim de masaların tozunu alayım, çöpleri boşaltayım” Neden!? Psikolojik bir bozukluğun mu var!&#8230; Teşvik edici bir neden gerekir&#8230; </p>
<p>Son söz olarak şöyle bir saptama yapmak istiyorum&#8230; Kişi kendisi ile ilgili olan, yapmaktan haz duyduğu, kişişel beklenti ve inaçları ile örtüşen şeyleri kendi isteği ile (içsel motivasyon) yapar. Kişi başkasına ait olan, ama yaptığı takdirde kendi çıkar ve beklentilerine ulaşabilecek “aracıları” elde etmesine neden olacak şeyleri yine kendi isteği ile, ancak karşılığında elde edeceği fayda ölçütünde yapar (dışsal motivasyon.)</p>
<p>Bir insan yemeden içmeden ne kadar hayatta kalabilir? Diyebilir mi ki; “bu konuda çok istekliyim, benim içsel enerjim ayakta kalmama yeterlidir”? Ya da, Güneş olmadan Dünya’daki mevcut yaşam ne kadar dayanabilir? </p>
<p>Neler motive eder sorusunun bendeki cevabı ise&#8230; Ne istediğimi, ne ile mutlu olacağımı, beni nelerin motive edeceğini ben bilirim; ben karar veririm. Elde edip edememe ayrı bir konu&#8230; </p>
<p>07.02.2012<br />
Barış Coşkun</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on İK&#8217;cının Kumdan Kaleleri by Tugsel Akyol</title>
		<link>http://kirmizimerdiven.com.tr/2012/01/ikcinin-kumdan-kaleleri/comment-page-1/#comment-3446</link>
		<dc:creator>Tugsel Akyol</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Feb 2012 16:03:00 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://kirmizimerdiven.com.tr/?p=1546#comment-3446</guid>
		<description>Merhaba Yasemin, beğendiğine, takip ettiğine sevindim.  
Sevgiler, 
Tuğsel</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba Yasemin, beğendiğine, takip ettiğine sevindim.<br />
Sevgiler,<br />
Tuğsel</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on İK&#8217;cının Kumdan Kaleleri by Yasemin Şen</title>
		<link>http://kirmizimerdiven.com.tr/2012/01/ikcinin-kumdan-kaleleri/comment-page-1/#comment-3443</link>
		<dc:creator>Yasemin Şen</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Feb 2012 11:49:43 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://kirmizimerdiven.com.tr/?p=1546#comment-3443</guid>
		<description>Merhaba Tuğselciğim,

Kalemine sağlık arkadaşım. Bu yazında diğerleri gibi süper olmuş. 

Sevgiler,</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba Tuğselciğim,</p>
<p>Kalemine sağlık arkadaşım. Bu yazında diğerleri gibi süper olmuş. </p>
<p>Sevgiler,</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on İK&#8217;cının Kumdan Kaleleri by Tugsel Akyol</title>
		<link>http://kirmizimerdiven.com.tr/2012/01/ikcinin-kumdan-kaleleri/comment-page-1/#comment-3429</link>
		<dc:creator>Tugsel Akyol</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Feb 2012 20:53:43 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://kirmizimerdiven.com.tr/?p=1546#comment-3429</guid>
		<description>Mine Hanım merhaba,

Yorumlarınıza çok teşekkür ederim. Hiç şüphesiz, bundan sonraki yazıları yazmak çok daha zorlu olacak benim için. Motivasyon günümüzde &quot;guru&quot;ların dahi net çözüm/uygulama önerisi getirmekte zorlandığı bir konu. Sizlerin de yorumlarınızla desteğinizi rica ederim.

Sevgiler,
Tuğsel</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Mine Hanım merhaba,</p>
<p>Yorumlarınıza çok teşekkür ederim. Hiç şüphesiz, bundan sonraki yazıları yazmak çok daha zorlu olacak benim için. Motivasyon günümüzde &#8220;guru&#8221;ların dahi net çözüm/uygulama önerisi getirmekte zorlandığı bir konu. Sizlerin de yorumlarınızla desteğinizi rica ederim.</p>
<p>Sevgiler,<br />
Tuğsel</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on İK&#8217;cının Kumdan Kaleleri by Tugsel Akyol</title>
		<link>http://kirmizimerdiven.com.tr/2012/01/ikcinin-kumdan-kaleleri/comment-page-1/#comment-3428</link>
		<dc:creator>Tugsel Akyol</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Feb 2012 20:47:03 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://kirmizimerdiven.com.tr/?p=1546#comment-3428</guid>
		<description>Yasemin Hanım,

Tam da söylediğiniz gibi, motivasyon dallı budaklı bir konu. Üzerinde hepbirlikte düşünmemiz, kafa yormamız gerekiyor.  Lütfen siz de yorumlarınızla destek olun.

Sevgiler,
Tuğsel</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Yasemin Hanım,</p>
<p>Tam da söylediğiniz gibi, motivasyon dallı budaklı bir konu. Üzerinde hepbirlikte düşünmemiz, kafa yormamız gerekiyor.  Lütfen siz de yorumlarınızla destek olun.</p>
<p>Sevgiler,<br />
Tuğsel</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on İK&#8217;cının Kumdan Kaleleri by Tugsel Akyol</title>
		<link>http://kirmizimerdiven.com.tr/2012/01/ikcinin-kumdan-kaleleri/comment-page-1/#comment-3427</link>
		<dc:creator>Tugsel Akyol</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Feb 2012 20:38:57 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://kirmizimerdiven.com.tr/?p=1546#comment-3427</guid>
		<description>Can Hanım,
Siteyi beğendiğinize sevindim. Okuduğunuz yazılara yorularınızı da beklerim.
Sevgiler,
Tuğsel</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Can Hanım,<br />
Siteyi beğendiğinize sevindim. Okuduğunuz yazılara yorularınızı da beklerim.<br />
Sevgiler,<br />
Tuğsel</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on İK&#8217;cının Kumdan Kaleleri by can karaburçak</title>
		<link>http://kirmizimerdiven.com.tr/2012/01/ikcinin-kumdan-kaleleri/comment-page-1/#comment-3424</link>
		<dc:creator>can karaburçak</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Feb 2012 16:10:33 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://kirmizimerdiven.com.tr/?p=1546#comment-3424</guid>
		<description>Tuğsel Bey,

Nefis bir siteniz varmış meğer. Bu ve önceki yazılarınızı yavaş yavaş okumaya başladım. Ellerinize sağlık. Merkala izliyor olacağım.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Tuğsel Bey,</p>
<p>Nefis bir siteniz varmış meğer. Bu ve önceki yazılarınızı yavaş yavaş okumaya başladım. Ellerinize sağlık. Merkala izliyor olacağım.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on İK&#8217;cının Kumdan Kaleleri by Yasemin</title>
		<link>http://kirmizimerdiven.com.tr/2012/01/ikcinin-kumdan-kaleleri/comment-page-1/#comment-3421</link>
		<dc:creator>Yasemin</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Feb 2012 11:10:57 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://kirmizimerdiven.com.tr/?p=1546#comment-3421</guid>
		<description>Tuğsel bey,

 görüşünüze katılıyorum.  Motivasyon konusunda herzaman dıştan , zorlama motivasyon arttırma faaliyetlerinin çok işe yaramadığını motivasyonun içten gelmesi gerektiğini savunanlardanım. Self motivated insanları seçmeye gayret etmek İK cının kritik işlerinden olmalı. Hemen her şirkette uygulanan ayın elemanı vb. ödüllendirme yaklaşımları evet bir süre performansı arttırıyor ancak bir süre sonra da benimseniyor ve etkisini yitiriyor.  İK cılardan hep yeni , yaratıcı çözümler bekleniyor ancak yapılanlar da sürekli eleştiriliyor. Tüm bunların yayında herkesin motivasyon ihtiyaçları farklı farklı, .Uzun sözün kısası bu konu gerçekten çok boyutlu ve  derin bir konu. Devamı niteliğindeki yazılarınızı merakla bekliyorum.

Saygılarımla
Yasemin</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Tuğsel bey,</p>
<p> görüşünüze katılıyorum.  Motivasyon konusunda herzaman dıştan , zorlama motivasyon arttırma faaliyetlerinin çok işe yaramadığını motivasyonun içten gelmesi gerektiğini savunanlardanım. Self motivated insanları seçmeye gayret etmek İK cının kritik işlerinden olmalı. Hemen her şirkette uygulanan ayın elemanı vb. ödüllendirme yaklaşımları evet bir süre performansı arttırıyor ancak bir süre sonra da benimseniyor ve etkisini yitiriyor.  İK cılardan hep yeni , yaratıcı çözümler bekleniyor ancak yapılanlar da sürekli eleştiriliyor. Tüm bunların yayında herkesin motivasyon ihtiyaçları farklı farklı, .Uzun sözün kısası bu konu gerçekten çok boyutlu ve  derin bir konu. Devamı niteliğindeki yazılarınızı merakla bekliyorum.</p>
<p>Saygılarımla<br />
Yasemin</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on İK&#8217;cının Kumdan Kaleleri by Mine Kobal Ok</title>
		<link>http://kirmizimerdiven.com.tr/2012/01/ikcinin-kumdan-kaleleri/comment-page-1/#comment-3416</link>
		<dc:creator>Mine Kobal Ok</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Feb 2012 09:43:44 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://kirmizimerdiven.com.tr/?p=1546#comment-3416</guid>
		<description>Tuğsel Bey,

&quot;Kumdan kale&quot; metaforu o kadar güzel anlatmış ki, dış kaynaklı olduğu sürece motivasyonun çok da yaşayamayacağını ellerinize sağlık:-) 

İnsan Kaynaklarının konumu bu noktada dediğiniz gibi çok değerli ve kritik. Kopyala yapıştır motivasyon çözümlerini, gerçekten insana dokunacak yaklaşımlarla değiştirebildiğinde ezberlenmiş paradigmalar da değişecektir. 

&quot;Neler motive eder?&quot; ile birlikte, &quot;Uygulanması nasıl sağlanır?&quot; sorusunun da yanıtını merak ediyorum.

Sevgilerimle,

Mine</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Tuğsel Bey,</p>
<p>&#8220;Kumdan kale&#8221; metaforu o kadar güzel anlatmış ki, dış kaynaklı olduğu sürece motivasyonun çok da yaşayamayacağını ellerinize sağlık:-) </p>
<p>İnsan Kaynaklarının konumu bu noktada dediğiniz gibi çok değerli ve kritik. Kopyala yapıştır motivasyon çözümlerini, gerçekten insana dokunacak yaklaşımlarla değiştirebildiğinde ezberlenmiş paradigmalar da değişecektir. </p>
<p>&#8220;Neler motive eder?&#8221; ile birlikte, &#8220;Uygulanması nasıl sağlanır?&#8221; sorusunun da yanıtını merak ediyorum.</p>
<p>Sevgilerimle,</p>
<p>Mine</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on İK&#8217;cının Kumdan Kaleleri by Faruk</title>
		<link>http://kirmizimerdiven.com.tr/2012/01/ikcinin-kumdan-kaleleri/comment-page-1/#comment-3415</link>
		<dc:creator>Faruk</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Feb 2012 09:20:22 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://kirmizimerdiven.com.tr/?p=1546#comment-3415</guid>
		<description>daniel pink&#039;in DRIVE kitabı motivasyon algisi konusunda cok iyi bir kaynak. size ve sitenizin takipcilerine tavsiye ederim.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>daniel pink&#8217;in DRIVE kitabı motivasyon algisi konusunda cok iyi bir kaynak. size ve sitenizin takipcilerine tavsiye ederim.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on Dayak Arsızı by ECE SEZER GÜNEŞ</title>
		<link>http://kirmizimerdiven.com.tr/2011/07/dayak-arsizi-calisanlar/comment-page-1/#comment-2263</link>
		<dc:creator>ECE SEZER GÜNEŞ</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Nov 2011 12:07:05 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://kirmizimerdiven.com.tr/?p=1465#comment-2263</guid>
		<description>Bir aile şirketini devralan çocukların işi zordur. Bizler; sabırsız, idealist ve hızlı kuşağız.Hızlı olmayana, direnç gösterene,anlamayana; zor anlayana; beceriksiz olana tahammülümüz olmuyor.elbette yönetsel, mesleki ve kişisel gelişimler planlıyoruz. iki kardeşiz. aramızda &quot;dengeleyici&quot; olanı seçip &quot; empati&quot; gösterip; kişilerin gelişimini destekleyecek faaliyetler planlayıp;gerekenleri sıralamak konusunda kararlar almamız gerektiğini biliyoruz. ama,itiraf edeyim; çok zorlanıyoruz. Ekonomik şartlar, sektörümüzde rekabet şartları çok sert.Kimse bizi affetmiyor. Ayak uydurmak ve varlığımızı sürdürmek zorundayız.

Babamız hala yanımızda şükür ama, ben küçükken yanımızda çalışan ustabaşımın; babama bakan gözlerinde görüyorum liderliğin anlamını...değer vermenin sabretmenin sonucunda yaşanmışlıkların tamamını.. umarım hızımız bizi ezip geçmez de; bir gün bizlere bakan gözlerde aynı ışığı görebilirim. aksi halde; hiçbir başarımı başarıdan sayamayacağımı hissediyorum.hatırlattığınız için teşekkürler.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bir aile şirketini devralan çocukların işi zordur. Bizler; sabırsız, idealist ve hızlı kuşağız.Hızlı olmayana, direnç gösterene,anlamayana; zor anlayana; beceriksiz olana tahammülümüz olmuyor.elbette yönetsel, mesleki ve kişisel gelişimler planlıyoruz. iki kardeşiz. aramızda &#8220;dengeleyici&#8221; olanı seçip &#8221; empati&#8221; gösterip; kişilerin gelişimini destekleyecek faaliyetler planlayıp;gerekenleri sıralamak konusunda kararlar almamız gerektiğini biliyoruz. ama,itiraf edeyim; çok zorlanıyoruz. Ekonomik şartlar, sektörümüzde rekabet şartları çok sert.Kimse bizi affetmiyor. Ayak uydurmak ve varlığımızı sürdürmek zorundayız.</p>
<p>Babamız hala yanımızda şükür ama, ben küçükken yanımızda çalışan ustabaşımın; babama bakan gözlerinde görüyorum liderliğin anlamını&#8230;değer vermenin sabretmenin sonucunda yaşanmışlıkların tamamını.. umarım hızımız bizi ezip geçmez de; bir gün bizlere bakan gözlerde aynı ışığı görebilirim. aksi halde; hiçbir başarımı başarıdan sayamayacağımı hissediyorum.hatırlattığınız için teşekkürler.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on Yaratıcı Olamayışımızın Sebebi&#8230; by Volkan İnan</title>
		<link>http://kirmizimerdiven.com.tr/2011/04/yaratici-olamayisimizin-sebebi/comment-page-1/#comment-2120</link>
		<dc:creator>Volkan İnan</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Oct 2011 16:42:01 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://kirmizimerdiven.com.tr/?p=1418#comment-2120</guid>
		<description>Henry Ford&#039;dan bir alıntı da benden:
Döneminde A.B.D&#039;nin en zengin adamı olan Henry Ford sürekli aynı Restoranda yemek yemekte ve her defasında sadece 1 dolar bahşiş bırakmaktadır. Sonunda restoran sahibi Henry Ford&#039;un yanına gider ve şöyle der:
- Siz ülkenin en zengin adamısınız ancak sadece 1 dolar bahşiş bırakıyorsunuz...Ancak oğlunuz en az 10 Dolar bırakıyor.
- Çok normal... onun babası otomotiv patronu, benim babamsa basit bir çiftçi!</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Henry Ford&#8217;dan bir alıntı da benden:<br />
Döneminde A.B.D&#8217;nin en zengin adamı olan Henry Ford sürekli aynı Restoranda yemek yemekte ve her defasında sadece 1 dolar bahşiş bırakmaktadır. Sonunda restoran sahibi Henry Ford&#8217;un yanına gider ve şöyle der:<br />
- Siz ülkenin en zengin adamısınız ancak sadece 1 dolar bahşiş bırakıyorsunuz&#8230;Ancak oğlunuz en az 10 Dolar bırakıyor.<br />
- Çok normal&#8230; onun babası otomotiv patronu, benim babamsa basit bir çiftçi!</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on Yaratıcı Olamayışımızın Sebebi&#8230; by Levent Turla</title>
		<link>http://kirmizimerdiven.com.tr/2011/04/yaratici-olamayisimizin-sebebi/comment-page-1/#comment-2118</link>
		<dc:creator>Levent Turla</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Oct 2011 08:17:42 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://kirmizimerdiven.com.tr/?p=1418#comment-2118</guid>
		<description>Eğitim sistemimiz ve işverenlerin davranışları ile ilgili fikirlerimle birebir örtüşen bir yazı.
Gereksiz bilgiyle beyni meşgul etmektense, bilgiye ulaşmak ve bilgiyi yönetmek daha mantıklı.

Entellektüel sermayemiz ne kadar güçlüyse, o kadar farklılaşma yolunda mesafe katedilebilir.Şirketleri uzun soluklu ve sürdürülebilir büyümeye de bu taşıyacaktır.

Yazınız için teşekkürler.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Eğitim sistemimiz ve işverenlerin davranışları ile ilgili fikirlerimle birebir örtüşen bir yazı.<br />
Gereksiz bilgiyle beyni meşgul etmektense, bilgiye ulaşmak ve bilgiyi yönetmek daha mantıklı.</p>
<p>Entellektüel sermayemiz ne kadar güçlüyse, o kadar farklılaşma yolunda mesafe katedilebilir.Şirketleri uzun soluklu ve sürdürülebilir büyümeye de bu taşıyacaktır.</p>
<p>Yazınız için teşekkürler.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on Dayak Arsızı by Erdem YOLDAŞ</title>
		<link>http://kirmizimerdiven.com.tr/2011/07/dayak-arsizi-calisanlar/comment-page-1/#comment-1881</link>
		<dc:creator>Erdem YOLDAŞ</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Sep 2011 08:17:09 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://kirmizimerdiven.com.tr/?p=1465#comment-1881</guid>
		<description>Önemli bir konuya değinip yerinde örneklerle güzel bir yazı yazmışsınız. Kaleminize sağlık.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Önemli bir konuya değinip yerinde örneklerle güzel bir yazı yazmışsınız. Kaleminize sağlık.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on Dayak Arsızı by Ahmet TUNÇ</title>
		<link>http://kirmizimerdiven.com.tr/2011/07/dayak-arsizi-calisanlar/comment-page-1/#comment-1650</link>
		<dc:creator>Ahmet TUNÇ</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 Jul 2011 18:57:45 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://kirmizimerdiven.com.tr/?p=1465#comment-1650</guid>
		<description>Metniniz gelişmekte olan kurum içerinde önemli bir faktör olduğunu kurumsal bünyelerde alt-üs sevilerin iş ilişkisine yansıması iş etki fayda ilişkisini önemli derece etkileceği kaçınlmazdır. 

İsterimki kurumum bu ilişki dengesini yakalasa.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Metniniz gelişmekte olan kurum içerinde önemli bir faktör olduğunu kurumsal bünyelerde alt-üs sevilerin iş ilişkisine yansıması iş etki fayda ilişkisini önemli derece etkileceği kaçınlmazdır. </p>
<p>İsterimki kurumum bu ilişki dengesini yakalasa.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on Yetenek Yönetimi &#8211; Rakamlar ve Yorumlar by Tugsel Akyol</title>
		<link>http://kirmizimerdiven.com.tr/2010/11/yetenek-yonetimi-rakamlar-ve-yorumlar/comment-page-1/#comment-1644</link>
		<dc:creator>Tugsel Akyol</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Jul 2011 18:18:13 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://kirmizimerdiven.com.tr/?p=1336#comment-1644</guid>
		<description>Oya Hanım,
Yazıdan alıntı yapıyorum: &quot;...yetenek grubundaki çalışanların 1/3′ünün şirketine herhangi bir bağlılık duymadığını gösteriyor.  Daha da ötesi, yine aynı grubun %14′ü aktif olarak iş arayışında.&quot;
Ben burada şirket bağlılığının ne kadar düşük olduğunu vurgulamak istedim. Yetenek grubundaki kişilere diğer çalışanlardan daha iyi &quot;bakılıyor&quot;, ancak sonuca bakın: yetenek havuzundaki çalışanların 1/3&#039;ü şirkete bağlılık duymuyor, %14&#039;ü agresif olarak iş arıyor.
Rakamları farklı yorumlayabiliriz; ama zaten yazıda da belirttiğim gibi, önemli olan bu rakamları kulanarak &quot;...daha çok düşünmemiz, çalışmamız ve yöneticilerimizi yönlendirmemiz...&quot;</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Oya Hanım,<br />
Yazıdan alıntı yapıyorum: &#8220;&#8230;yetenek grubundaki çalışanların 1/3′ünün şirketine herhangi bir bağlılık duymadığını gösteriyor.  Daha da ötesi, yine aynı grubun %14′ü aktif olarak iş arayışında.&#8221;<br />
Ben burada şirket bağlılığının ne kadar düşük olduğunu vurgulamak istedim. Yetenek grubundaki kişilere diğer çalışanlardan daha iyi &#8220;bakılıyor&#8221;, ancak sonuca bakın: yetenek havuzundaki çalışanların 1/3&#8242;ü şirkete bağlılık duymuyor, %14&#8242;ü agresif olarak iş arıyor.<br />
Rakamları farklı yorumlayabiliriz; ama zaten yazıda da belirttiğim gibi, önemli olan bu rakamları kulanarak &#8220;&#8230;daha çok düşünmemiz, çalışmamız ve yöneticilerimizi yönlendirmemiz&#8230;&#8221;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on Yetenek Yönetimi &#8211; Rakamlar ve Yorumlar by Oya Ertay</title>
		<link>http://kirmizimerdiven.com.tr/2010/11/yetenek-yonetimi-rakamlar-ve-yorumlar/comment-page-1/#comment-1642</link>
		<dc:creator>Oya Ertay</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Jul 2011 06:09:06 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://kirmizimerdiven.com.tr/?p=1336#comment-1642</guid>
		<description>Tugsel Bey
Yetenek grubundaki çalışanların % 14&#039;ünün iş araması aykırı gelmedi bana. Bu kişiler ayrıcalıklı ( :)!) ve yetenekli bir grubun üyesi olduğunu biliyorlar ve dışarıda benim için ne olabilir diye bakıyorlar, çoğu profesyonel gibi.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Tugsel Bey<br />
Yetenek grubundaki çalışanların % 14&#8242;ünün iş araması aykırı gelmedi bana. Bu kişiler ayrıcalıklı ( <img src='http://kirmizimerdiven.com.tr/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> !) ve yetenekli bir grubun üyesi olduğunu biliyorlar ve dışarıda benim için ne olabilir diye bakıyorlar, çoğu profesyonel gibi.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on Dayak Arsızı by salih ertor</title>
		<link>http://kirmizimerdiven.com.tr/2011/07/dayak-arsizi-calisanlar/comment-page-1/#comment-1641</link>
		<dc:creator>salih ertor</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Jul 2011 06:00:33 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://kirmizimerdiven.com.tr/?p=1465#comment-1641</guid>
		<description>Tesekkurler.onemli bir konuda etkili bir katki sagliyor yaziniz.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Tesekkurler.onemli bir konuda etkili bir katki sagliyor yaziniz.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on Paragöz Çalışanlar, Cahil İK&#8217;cılar! by Selen</title>
		<link>http://kirmizimerdiven.com.tr/2010/03/paragoz-calisanlar-cahil-ikcilar/comment-page-1/#comment-1288</link>
		<dc:creator>Selen</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Jun 2011 08:28:18 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://kirmizimerdiven.com.tr/?p=1014#comment-1288</guid>
		<description>merhabalar;
Yazınızın hakikaten başlığı dikkat çekmekte olup okuma şartlandırmasına gitmek zorunda kaldım.Hakikaten çıkış mülakatları doğru yol seçilmediği taktirde sadece İ.K&#039;nın evet yapılması gerekiyordu ,bizde çıkış mülakatlarıda yapılır şirketimiz bu yönde doğru yolda gibi bir anlam yüklemesi yapılabiliyor.Fakat çıkış mülakatlarının verileri doğru alınırsa ücretin 3.sıralara düştüğü görülüyor.Bu tezinize kesinlikle katılamktayım.
Son olarak şunu eklemek isterim.Diğer dikkat çeken ve hafızamda kalan bir yazı başlığı ise
GİRİŞTE İ.K ANLATIYOR,ÇIKIŞTA İSE ONLARI DİNLEYİN...

Sevgilerle
Selen...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>merhabalar;<br />
Yazınızın hakikaten başlığı dikkat çekmekte olup okuma şartlandırmasına gitmek zorunda kaldım.Hakikaten çıkış mülakatları doğru yol seçilmediği taktirde sadece İ.K&#8217;nın evet yapılması gerekiyordu ,bizde çıkış mülakatlarıda yapılır şirketimiz bu yönde doğru yolda gibi bir anlam yüklemesi yapılabiliyor.Fakat çıkış mülakatlarının verileri doğru alınırsa ücretin 3.sıralara düştüğü görülüyor.Bu tezinize kesinlikle katılamktayım.<br />
Son olarak şunu eklemek isterim.Diğer dikkat çeken ve hafızamda kalan bir yazı başlığı ise<br />
GİRİŞTE İ.K ANLATIYOR,ÇIKIŞTA İSE ONLARI DİNLEYİN&#8230;</p>
<p>Sevgilerle<br />
Selen&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on Yetişkin Eğitimi ve Eğitimcileri by melih gunes</title>
		<link>http://kirmizimerdiven.com.tr/2009/08/dasl/comment-page-1/#comment-1238</link>
		<dc:creator>melih gunes</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Apr 2011 08:55:23 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://kirmizimerdiven.wordpress.com/?p=226#comment-1238</guid>
		<description>Merhaba,
Ben 2009 yilinda cek cumhuriyetinde &#039;yetiskin egitimi&#039;nden mezun oldum ama malesef &#039;yok&#039; tarafindan yeni denklik verildi.Benim asil sorum Halk/Yetiskin Egitimi bolumu mezunu ne yapabiliyor calisma alanlari neler, arastirdigim kadariyla sanirim suanda universitelerde bole bir lisans programi yok kaldirilmis sadece mastr ve doktora yapilabiliniyor.Simdiden vereceginiz bilgiler icin tesekkur ederim...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba,<br />
Ben 2009 yilinda cek cumhuriyetinde &#8216;yetiskin egitimi&#8217;nden mezun oldum ama malesef &#8216;yok&#8217; tarafindan yeni denklik verildi.Benim asil sorum Halk/Yetiskin Egitimi bolumu mezunu ne yapabiliyor calisma alanlari neler, arastirdigim kadariyla sanirim suanda universitelerde bole bir lisans programi yok kaldirilmis sadece mastr ve doktora yapilabiliniyor.Simdiden vereceginiz bilgiler icin tesekkur ederim&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on Yetişkin Eğitimi ve Eğitimcileri by Müfit Mutlu</title>
		<link>http://kirmizimerdiven.com.tr/2009/08/dasl/comment-page-1/#comment-1237</link>
		<dc:creator>Müfit Mutlu</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 Mar 2011 21:20:56 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://kirmizimerdiven.wordpress.com/?p=226#comment-1237</guid>
		<description>Merhaba,
Bir zamanlar androgoji (aynı zamanda pedagoji de tabii) öğrenimi görebileceğiniz bir bölüm vardı ülkemizde : HalK Eğitimi lisans programı... Bölümün isminin halk eğitimi olması tamamen bir tercihten kaynaklanıyordu. Yetişkin eğitimi, yaygın eğitim, sürekli eğitim,yaşamboyu eğitim vbb. kavramlar esasında bölüm adı olarak kullanılabilirdi. Marmara ve Ankara Üniversiteleri&#039;nde bu bölümler 1990 - 1997 yılları arasında öğrenci kabul ettiler.. 1997 yılında hazırlanan bir rapora göre bölüm mezunlarına ihtiyaç olmadığı (!) gerekçesiyle yök tarafından lisans düzeyinde öğrenci almamaya başladı halk eğitimi bölümleri... Aradan geçen bunca zamana karşın hala iş ilanlarında eğitim bilimleri, yetişkin eğitimi gibi bölüm mezunlarının aranıyor olması 1997 raporu ve yök kararının ne kadar haksız olduğunu göstermektedir. Halk eğitimi / Yetişkin eğitimi bölümleri acilen tekrar açılmalıdır...
Selamlar...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba,<br />
Bir zamanlar androgoji (aynı zamanda pedagoji de tabii) öğrenimi görebileceğiniz bir bölüm vardı ülkemizde : HalK Eğitimi lisans programı&#8230; Bölümün isminin halk eğitimi olması tamamen bir tercihten kaynaklanıyordu. Yetişkin eğitimi, yaygın eğitim, sürekli eğitim,yaşamboyu eğitim vbb. kavramlar esasında bölüm adı olarak kullanılabilirdi. Marmara ve Ankara Üniversiteleri&#8217;nde bu bölümler 1990 &#8211; 1997 yılları arasında öğrenci kabul ettiler.. 1997 yılında hazırlanan bir rapora göre bölüm mezunlarına ihtiyaç olmadığı (!) gerekçesiyle yök tarafından lisans düzeyinde öğrenci almamaya başladı halk eğitimi bölümleri&#8230; Aradan geçen bunca zamana karşın hala iş ilanlarında eğitim bilimleri, yetişkin eğitimi gibi bölüm mezunlarının aranıyor olması 1997 raporu ve yök kararının ne kadar haksız olduğunu göstermektedir. Halk eğitimi / Yetişkin eğitimi bölümleri acilen tekrar açılmalıdır&#8230;<br />
Selamlar&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on Yetişkin Eğitimi ve Eğitimcileri by Barış B.</title>
		<link>http://kirmizimerdiven.com.tr/2009/08/dasl/comment-page-1/#comment-1231</link>
		<dc:creator>Barış B.</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Feb 2011 08:42:56 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://kirmizimerdiven.wordpress.com/?p=226#comment-1231</guid>
		<description>Andragoji kavramıyla ilk olarak 2006 yılında IK Eğitim uzmanlığına geçiş sürecinde tanıştım ve bu konu ile ilgili araştırma yapma fırsatı buldum. 
Yetişkin eğitimi ile ilgili araştırma yapmak isteyenlere birkaç isim de ben önermek isterim:
Alexander Kapp, Rosenstock, Eduard Lindeman

İş yaşantısındaki eğitimin &quot;Pedagoji&quot;den farklılığını vurguladığınız için ayrıca teşekkür etmek isterim.
Saygılar,</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Andragoji kavramıyla ilk olarak 2006 yılında IK Eğitim uzmanlığına geçiş sürecinde tanıştım ve bu konu ile ilgili araştırma yapma fırsatı buldum.<br />
Yetişkin eğitimi ile ilgili araştırma yapmak isteyenlere birkaç isim de ben önermek isterim:<br />
Alexander Kapp, Rosenstock, Eduard Lindeman</p>
<p>İş yaşantısındaki eğitimin &#8220;Pedagoji&#8221;den farklılığını vurguladığınız için ayrıca teşekkür etmek isterim.<br />
Saygılar,</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on Y Kuşağı Zirvesi&#8217;nin Ardından by Aslı</title>
		<link>http://kirmizimerdiven.com.tr/2011/02/y-kusagi-zirvesinin-ardindan/comment-page-1/#comment-1228</link>
		<dc:creator>Aslı</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Feb 2011 07:49:55 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://kirmizimerdiven.com.tr/?p=1377#comment-1228</guid>
		<description>İşte nesiller fonksiyonundaki o Y benim. Sorgulayan, kabullenmeyen, mantıklı sonuçlara varmak isteyen,proaktif,araştıran, ezilmeyen, asi, kafasına uymayınca istifa edebilen, bu güvenin nereden geldiği merak edilen, aynılaşmamak için direnen, düzenin sınırlarını zorlayan o Y benim. Hiç kimse vazgeçilemez değildir ilkesi yerine &#039;ama herkes aynı anda vazgeçilemezdir&#039;i benimseyen,değişimlerin örgütsel birliklerle elde edebileceğini bilen Y benim.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>İşte nesiller fonksiyonundaki o Y benim. Sorgulayan, kabullenmeyen, mantıklı sonuçlara varmak isteyen,proaktif,araştıran, ezilmeyen, asi, kafasına uymayınca istifa edebilen, bu güvenin nereden geldiği merak edilen, aynılaşmamak için direnen, düzenin sınırlarını zorlayan o Y benim. Hiç kimse vazgeçilemez değildir ilkesi yerine &#8216;ama herkes aynı anda vazgeçilemezdir&#8217;i benimseyen,değişimlerin örgütsel birliklerle elde edebileceğini bilen Y benim.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on Y Kuşağı Zirvesi&#8217;nin Ardından by Emrah Kaya</title>
		<link>http://kirmizimerdiven.com.tr/2011/02/y-kusagi-zirvesinin-ardindan/comment-page-1/#comment-1227</link>
		<dc:creator>Emrah Kaya</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Feb 2011 22:27:29 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://kirmizimerdiven.com.tr/?p=1377#comment-1227</guid>
		<description>Bu yazı zirvenin güzel bir özeti olmuş :) Ellerinize sağlık.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yazı zirvenin güzel bir özeti olmuş <img src='http://kirmizimerdiven.com.tr/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  Ellerinize sağlık.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Comment on Yetişkin Eğitimi ve Eğitimcileri by kadriye demirci</title>
		<link>http://kirmizimerdiven.com.tr/2009/08/dasl/comment-page-1/#comment-1185</link>
		<dc:creator>kadriye demirci</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Jan 2011 21:13:50 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://kirmizimerdiven.wordpress.com/?p=226#comment-1185</guid>
		<description>Merhaba
Oncelikle bole az bilinen bir konuda arastirma yapip bisiler ogrenmeye calisirken bu yorumlari okumak yararli oldu benim icin,tesekkurler.
Ben Bogazici Univ. Ingilizce ogrtmenligi son sinifim ve yine ayni okulda yetiskin egitime master derecesinde devam etmek istiyorum. Ancak bunu lisansimdan da sapmayarak nasil yapabilirim, ne tur islerde calisabilirim, tavsiye edeceginiz makale ve kitaplar nelerdir master mulakati icin, Turkiyedeki bu alandaki calisma ortamlari nelerdir?simdiden tesekkurler</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba<br />
Oncelikle bole az bilinen bir konuda arastirma yapip bisiler ogrenmeye calisirken bu yorumlari okumak yararli oldu benim icin,tesekkurler.<br />
Ben Bogazici Univ. Ingilizce ogrtmenligi son sinifim ve yine ayni okulda yetiskin egitime master derecesinde devam etmek istiyorum. Ancak bunu lisansimdan da sapmayarak nasil yapabilirim, ne tur islerde calisabilirim, tavsiye edeceginiz makale ve kitaplar nelerdir master mulakati icin, Turkiyedeki bu alandaki calisma ortamlari nelerdir?simdiden tesekkurler</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>

