Siz hiç dayak arsızı bir çocuk gördünüz mü? Valla ben geçen yıla kadar görmemiştim…
Eşim Burcu, oğlum Ata ile birlikte her haftasonu uğradığımız alışveriş merkezinde kahve içmek için bir yere oturduk. Etraf sakindi. Kısa bir süre sonra, aynı bizim gibi bir aile geldi yanımızdaki masaya. Anne, baba, pusette bir bebek ve devamlı hareket halinde olan 5-6 yaşlarında bir çocuk.
Önceleri herşey sakindi; onlar da kahve söylediler. Anne ve baba belli ki önemli bir konu hakkında konuşuyorlardı. Anne bir eliyle puseti sallayarak bebeği uyutmaya çalışıyor, bunu yaparken de bir yandan kahvesini içiyor, kocasıyla göz temasını kesmiyordu. Adam bacak bacak üstüne atmış, arkasına yaslanmış, rahat bir yüz ifadesiyle konuşmasını sürdürüyordu. Bu sırada, çocuk yaşının da verdiği hareketlilikle bir aşağı bir yukarı anlamsızca koşuyor; tam bir enerji patlaması yaşıyordu.
Buraya kadar garip birşey yok, klasik çekirdek aile görüntüsü…
İşte tam o anda hayatım boyunca bir daha unutamayacağım bir görüntüyle karşılaştım. Baba; çocuk tam yanından koşarak geçerken hiç istifini bozmadan arkadan çocuğun ensesine doğru bir tokat patlattı. Bunu yaparken eşi ile konuşmaya devam ediyordu. Ensesine tokatı yiyen çocuk beklemediği bu “tepki” karşısında ileri doğru sendeledi, düşecek gibi oldu, toparlandı ve koşmaya devam etti. Anne ve baba da konuşmalarına devam ettiler. 2 saniye gibi kısa süren bu olayı, eşim dahil, benden başka kimse göremedi. Ağzım açık kalmıştı… Çocuğun yediği tokat çocuğu hiç etkilememiş, gariban koşmasına kaldığı yerden devam etmişti.
Büyük ihtimalle babası tarafından düzenli şiddete maruz kalan çocuk için bu tokatın bir değeri kalmamıştı artık. Aynı şeyi ben oğlum Ata’ya yapsaydım, büyük ihtimalle 2 saat boyunca ağlar, 3 ay boyunca bu davranışımı yüzüme vururdu.
Üniversite yıllarında çok değerli bir hocam vardı. “Liderlik” konusu sınıfta konuşulurken bize şu sözü defterlerimize not aldırmıştı:
“The more you use power, the more you lose power. – Ne kadar güç kullanırsanız, o kadar güç kaybedersiniz.”
Bu sözü hiç unutmadım ve hem çocuk eğitiminde hem de çalışanların yönetiminde ne kadar önemli ve geçerli olduğunu defalarca gördüm.
Bir yönetici/lider gücünü birçok yerden alır. Bunlardan bir tanesi “rütbe” gücüdür. Şirket içindeki pozisyonundan dolayı her yöneticinin çalışanlar üzerinde bir yaptırım gücü vardır. Çalışanlar yöneticinin istediği doğrultuda çalışmazsa yönetici bu gücünü uyarı vererek, disiplin sürecini başlatarak, hatta hiç de tavsiye ettiğimiz bir yöntem olmasa da bağırıp çağırarak kullanabilir. Bu, çalışanlar üzerinde bir disiplin sağlayabilir. Bu gücün fazlaca kullanımı, aynı yukarıda verdiğim dayak arsızı çocuk örneğindeki gibi, bu gücü etkisiz hale getirebilir. Yönetici yaptırım gücünü yavaş yavaş kaybeder.
Bir liderin/yöneticinin öncelikle kullanması gereken güç bu rütbe gücü değil, saygınlık gücüdür. Çalışanlar yöneticiye kişisel olarak saygı duyar ve değer verirlerse yöneticiye ve dolayısıyla işyerine bağlılık artar; daha sağlıklı ilişkiler kurulur. Rütbe gücünü yönetici koltuğuna oturduğunuzda bir gecede alırsınız. Saygınlık gücü ise kazanılır; zaman içinde ilişkilere yatırım yaparak, güven ilişkileri yaratarak artırılır. Çalışanlarınıza değer verdiğiniz, onları insan olarak, eşitiniz olarak gördüğünüz ölçüde saygınlık gücünüz artar.
Rütbe gücü hiç şüphesiz yerinde kullanılırsa gerekli ve etkilidir. Ancak dozu ayarlayamazsak işyerlerimizde “dayak arsızı çalışanlar” yaratabiliriz. Sanırım bu duruma düşmeyi de hiç kimse istemeyecektir.
Yazıyı çok sevdiğim bir başka sözle sonlandırmak istiyorum:
“Ayaklarınız masadayken liderlik yapamazsınız.”
Herkese İyi Tatiller…

Son Yorumlar